• İletişim: 0242 248 71 61
Open

Category Archives: Zayıflama

Categories Besinler, Diyet, Zayıflama

KUŞBURNU

Hepimizin yakından tanıdığı kuşburnu, zorlu doğa şartlarına karşı dirençli, çalı formunda, çok yıllık bir bitkidir. Ülkemizin bütün bölgelerinde doğal olarak yetişmektedir ve dünya üzerindeki 100 çeşidinden 27 tanesi ülkemizde bulunmaktadır.

Kuşburnunu meyvelerinden marmelat, reçel, meyve suyu ve hepimizin bir kere de olsa tadına baktığı çayı yapılmaktadır.

C vitamini değeri oldukça yüksek olan kuşburnunda ortalama bir limondan 60 kata kadar daha fazla C vitamini vardır. Aynı zamanda kış aylarında tükettiğimiz portakal ve mandalinaya da fark atıyor. Özellikle antioksidan etkisinden dolayı tüketilen kuşburnu, soğuk algınlığı başta olmak üzere pek çok hastalığa karşı bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor.

Halk ilacı olarak da bildiğimiz kuşburnu eski zamanlardan beri hastalıkların tedavisinde kullanılan bir bitkiydi peki gerçekten halk ilacı adıyla anılan kuşburnu adının hakkını veriyor mu bir bakalım.

Kuşburnunun Faydaları

  • Yapılan klinik çalışmalarda düzenli kuşburnu tüketimi osteoartrit ve romatoid artrit rahatsızlıklarına iyi geldiği ve bu rahatsızlıklar da önemli iyileşmeler olduğu görülmüştür.
  • Eklem ağrıları ve kireçlenme problemi yaşayan hastaların ağrılarında azalma sağlar.
  • Kuşburnunda yüksek miktarda bulunan C vitamini antioksidan etki göstererek oksidatif hasar sonucu meydana gelebilecek kanser türlerinin oluşumunu önlemekte ve bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Ayrıca içeriğinde bulunan C vitamini deri, bağ ve kıkırdak dokusundaki kollejen onarımını sağlamaktadır.
  • Kuşburnunda bulunan çoklu doymamış yağ asitleri kan basıncını, kan vizkozitesini(akışkanlığı), beyin fonksiyonlarını düzenlemekte, ayrıca kardiyovasküler hastalıklar, ateroskleroz (damar sertliği), inflamasyon (iltihap) ve diyabeti önlemektedir.
  • Yapılan çalışmalarda kuşburnu içeriğindeki karotenoidler mide ve duodenal ülserin yüzde 80-90 oranında etken ajanı olan Helicobacter pylori bakterisinin gastrointestinal sistem mukozasına yapışmasını engelleyerek ülseri önlemektedir
  • Yapılan araştırmalarda kuşburnu çayının kan basıncını düşürdüğü ve yüksek tansiyonu olan hastalarda olumlu sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir
  • İçeriğinde bulunan antioksidantlar sayesinde cildi sıkılaştırıyor ve yaşlanmayı geciktiriyor.
  • Müshil ve idrar söktürücü özelliği vardır.

Kuşburnundaki C vitaminini en yüksek düzeyde alabilmemiz için çay olarak tüketmekte fayda var. Nedenini söyleyecek olursak marmelat ve reçel saatlerce kaynatılarak yapılmaktadır ve bu kaynatma işleminde C vitamini miktarı çok azalmaktadır. Kuşburnu çayındaki C vitaminini en fazla miktarda alabilmemiz için demlendikten en fazla 3 dakika sonra tüketmeye çalışalım.

Tabi ki bilmemiz gereken önemli bir şey mucizevi bir besin yoktur ama mucizeler yaratmak için bizlere yardımcı olan fonksiyonel besinlerimiz vardır kuşburnu da bunlardan biridir.

Categories Diyet, Kahvaltı, Kilo Alma, Sağlık, Zayıflama

Kahvaltı

Öyle bir öğün düşünün ki bizim için çok önemli olan, güne gayet enerjik ve motiveli başlamamızı sağlayan. Sanırım sizler de kahvaltıdan bahsettiğimi anladınız. Güne kahvaltısız başlayamam diyenler, sabah canım hiçbir şey yemek istemiyor diyenler hepinizi buraya alalım efendim. Bu öğün neden bizim için bu kadar önemli ki? Diye soruyorsanız hemen cevaplayalım.

Gece boyunca metabolizma hızımız yavaşlar. Sabah yapılan kahvaltı ile de metabolizma yeniden hızlanmaya başlar. Eğer kahvaltı öğününü atlarsak vücudumuz uzun süre besinsiz kaldığı için sonraki öğündeki yiyecekleri yağ olarak depolar. Bu da sağlıksız yağlanmaya ve kilo alımına neden olabilir. Ve bu da bizlerin asla istemediği bir durumdur. Kilo alımının yanı sıra çocuklarımızın gelişim süreçleri için de büyük önem taşır.

Bu sürecin sağlıklı bir şekilde geçmesi için gerekli olan karbonhidrat, yağ, protein ve vitaminlerin yeterli ve düzenli beslenme ile sağlanması gerekir. Bunun için de düzenli kahvaltı alışkanlığının çocuklarımıza kazandırmamız gerekir. Sabahları yaşanılan açlık çocuklarda öğrenme problemlerine ve kas kordinasyonların azalmasına neden olabilir. Kahvaltı öğünümüzün hem bizler hem de çocuklarımız için önemini anladık sanırım. Ve bu konuda da sık yaptığımız hatalardan biri de işe geç kaldığımızda ya da çabucak yenebildiği için kahvaltıda simit, poğaça tercih etmek. Kahvaltımızda sadece bunları tüketmek kan şekerimizi birden yükseltir ve aniden düşürür. Bu yüzden uzun süre bir tokluk sağlayamaz bize.

Gelin bir bakalım bu öğünde ne gibi sağlıklı tercihler yapabiliriz?

  • Yumurta kahvaltımızın en önemli besinidir. Bizi gün içerisinde tok tutar ve güzel bir protein kaynağıdır. Bunu isteğimize bağlı olarak omlet olarak da tüketebiliriz. Ve omlet yaparken içerisine havuç, brokoli ya da soğan gibi sebzeler ekleyebiliriz.  Bu sadece omletinize tat katmak için değil, aynı zamanda vücudumuza mineral ve vitamin sağlamak için faydalı olacaktır.
  • Mevsim sebzeleri kahvaltılık için yararlı bir alternatiftir. Domates, salatalık, biber gibi yiyecekler kahvaltımızda çiğ olarak tüketebiliriz.
  • Zaman sıkıntısı varsa eğer kahvaltılık gevrekler bizim kurtarıcımız olabilir. Lezzetli ve pratik olmasının yanında lif oranı yüksek olduğu için oldukça yararlıdır. Süt veya yoğurtla tükettiğimiz kahvaltılık gevrekler gerekli protein ve minerali almamızı sağlar.
  • Eğer ben hiç öyle gevrekler ile uğraşamam ama zamanımda yok diyorsanız sizlere bir diğer önerimiz tam buğday ekmeğimizle yaptığımız tostlar olacaktır. İçerisine kaşar, beyaz peynir ekleyerek yanında da domates, salatalık ve mevsim yeşillikleriyle tüketebilirsiniz.

 

  • Klasik kahvaltılardan sıkıldıysak ve birazcık da zamanımız varsa tam buğday unu veya kepek unuyla yapılan o lezzetli ve fit poğaçaları yapabilir yanında da yine peynir, mevsim yeşillikleriyle tüketebiliriz.

Evet efendim bizce de kesinlikle kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var. Önerilerimizi denerseniz bunu sizler de fark edeceksiniz Bizler her zaman sizin sağlığınızı korumak ve geliştirmek için buradayız. Ve sizlere bir telefon kadar da yakınız.

Sağlıklı ve mutlu günler dileriz.

Categories Kilo Alma, Obezite, Zayıflama

Matcha Çayı

Merhabalar efendim. Bugün sizlere son zamanlarda adını sık duymaya başladığımız matcha çayından bahsetmek istiyorum. Tüketenler yeşil çay ile benzerliğinin farkındadır. Peki bakalım neymiş bu matcha çayı, yeşil çaydan farkları nelermiş?

Japonya’nın yeşil çayı olarak da adlandırılan matcha çayı, aslında bildiğimiz yeşil çayın toz halidir. Temel olarak açıklamamız gerekirse yeşil çay yapraklarının toz haline getirilmiş halidir. Yeşil çaydan çok daha etkili olan matcha çayının bu etkisindeki en büyük neden toz haline geldiği zaman elde ettiği çok daha yoğun formüldür. Yapılan araştırmalara göre bir bardak matcha çayı içmek 8 -9 bardak yeşil çay içmekle eş değerdir. Etkisi normal yeşil çaydan çok daha kuvvetlidir. Ayrıca Japon kültürü içerisinde de büyük yere sahip olan matcha çayı, sadou adı verilen özel halk çay seremonisinde kullanılan yeşil çaylardır. Sadece şifalı yönleriyle değil, aynı zamanda etnik ve kültürel yönleriyle de ön plana çıkmaktadır.

Demlenme ve hazırlanma yöntemi de diğer çaylardan biraz daha farklıdır. Matcha Çayı hazırlarken dikkat edilmesi gereken nokta, çayın tam olarak toz haline gelmesini sağlamaktır. Bunu yapmak için özel ekipmanları kullanabileceğiniz gibi, evde kendiniz de yapabilirsiniz. Bir kavanozun içerisine koyduğunuz çayı, hızla çalkalarsanız, harman tam olarak eşit dağılacağı için çok daha güzel demlenecektir.

Bir diğer önemli nokta da suyun sıcaklığıdır. Sıcak su kullanmak gerekir fakat çayı demlenmesi için çok uzun süre bırakmak çayın kokusunu ve tadını bozabilir bu yüzden suyun sıcaklığını içilebilecek kıvamda hazırlamamız gerekir. Yani aslında matcha çayını demlemeye gerek yoktur. Zaten toz halinde olduğu için içilebilecek sıcaklıktaki suyun içerisine konulup, karıştırılarak içilebilir. Aynı zamanda yoğurt ve salatalarla beraber de tüketilebilir.

Matcha çayı sadece çay olarak değil, dondurma, pasta, çikolata ve farklı pek çok gıda ürününde de kullanılmaktadır. Özellikle son zamanlarda tatlıların içindeki kullanımı ile oldukça popülerleşmiştir. Nane aroması ve matcha çayı arasındaki uyum, çayını tatlandırmak isteyenler tarafından da tercih edilebilir.

Son zamanlarda kullanımının artmasının nedenlerinden biri de sağlığımıza olan faydalarıdır. Bakalım bu yararlar nelermiş?

Matcha içerdiği klorofil nedeniyle son derece yeşildir ve bu yeşillik sayesinde pek çok minerali ve A, B, C ve E vitaminini bünyesinde bulundurur. Aynı zamanda metabolizma hızlandırıcı etkisi de bulunmaktadır ve bunun asıl nedeni ise antioksidan olmasıdır.Kansere karşı koruyucudur. Matcha çayı içerdiği bu özellikler sayesinde yeşil çaydan daha fazla fayda sağlar diyebiliriz.

Diğer yararlarını sıralayacak olursak; bağışıklık sisteminizi güçlendirir, konsantrasyonunuzu arttırır, kolestrol ve kan şekerinizi düzenler, vücudunuzu toksinlerden arındırır, hücre yenilenmesine yardımcı olur, sindirim sisteminizi kuvvetlendirir, bağırsak enfeksiyonlarını önler, cilt hücrelerinin güçlenmesini ve yenilenmesini sağlar, sakinleştirici etkisi ile stres ve depresyon gibi psikolojik sorunlara iyi gelir.

Yararlarından bahsedince aklımıza şu soru gelebilir. Matcha çayı herkesin kullanımına uygun mu, rahatsızlığı olan bireyler de tüketebilir mi? Tabi ki de bunun cevabı hayır.                                  Matcha çayının sağlıklı bir insan için bilinen bir yan etkisi bulunmamaktadır. Ancak reflü, demir eksikliği, ishal, böbrek taşı veya böbrek yetersizliği gibi sağlık problemleri olanların çayı  tüketmemeleri önerilmektedir. Hastalık sebebiyle düzenli ilaç kullanan kişilerin, gebe ve emziren kadınların doktorlarına danışarak kullanmaları gerekir. Sağlıklı bireyler için önerilen tüketim,  günde 2-3 fincandır.

Matcha çayının yararlarından, kimlerin kullanabileceğinden ve nasıl tüketebiliriz bunlardan bahsettik. Sizlere tavsiyem yeşil çayınızın yerine matcha çayını tüketmeyi deneyebilirsiniz. Ya da salata ve yoğurtlarınıza ekleyerek de tüketebilirsiniz. Yeşil çaya göre tadı biraz daha yoğun gelebilir ama eminim ki aramızda yeşil çay tutkunları da vardır. Özellikle efendim sizlerin denemenizi tavsiye ediyorum.

Ve hepinize sağlıklı günler diliyorum.

Categories Çölyak Hastalığı, Diyet, Kilo Alma, Zayıflama

Çölyak Hastalığı

Merhabalar efendim. Tüm dünyada olduğu gibi bizim de önemli besin kaynaklarımızdan olan tahıllar grubu bazılarımızın tüketimi için pek de uygun olmayabiliyor. Kim bu bazıları? Evet tam olarak da Çölyak hastalarından bahsediyorum. Ne yazık ki tek tedavisi yaşam boyu glutensiz beslenmektir. Ancak günümüzde pek çok sağlıklı birey de glutensiz besleniyor ve bunu destekliyor. Peki buna gerek var mı? Eğer glutene vücudunuz herhangi bir tepki göstermiyorsa yani çölyak hastası değilseniz hiç de gerek yok efendim! Çölyaklılar glutensiz beslenmeli dedik ama nelerde var bu gluten? Hemen sayalım: buğday ve türevleri, arpa, çavdarda bulunmaktadır. Bunların yerine mısır, karabuğday, kinoa, chia tüketebiliriz. Evet nelerden uzak durmamız gerektiğini öğrendik.

Peki aldığım ürünlerde gluten var mı nasıl anlayacağım diyor olabilirsiniz. Şimdi de bunu nasıl anlayacağız ona bir bakalım. Ürün satım alırken aslında hepimizin ama özellikle de çölyaklıların dikkat etmesi gereken en önemli konu “besin etiketi okuma”. Neden bu kadar önemlidir etiket okuma?  Çünkü günümüzde bazı ürünler ticari amaçlar için glutensiz ibaresi bulundursa da gluten içermektedir. İşte tam da bu sebepten dolayı ürünlerin üstündeki “gluten free” yazısına kanmamak ve etiketi okumamız gerekir.

 

Glutenin çölyak hastaları tarafından tüketilmemesi gerektiğini ve bunların yerine geçebilecek alternatif besin maddelerini öğrenmiş olduk.

Peki sağlıklı bireyler de glutenden çölyaklılar kadar kaçmalı mıdır?

Elbette hayır.Gluten sağlıklı bireyler için de sanıldığı kadar büyük bir risk oluşturmamaktadır. Aksine sağlıklı bireylerde gluteni hayatımızdan çıkarmak bazı semptomlara neden olabilir. Bunlara örnek olarak bağırsak florasında bozulma, vitamin mineral emiliminde yetersizlik, villusların kısalması ve birbirine yapışmasını verebiliriz. Işte bu görülen belirtiler ve uzun vadede daha birçok görülebilecek semptomlara karşı sağlıklı bireyler gluteni hayatlarından çıkarmamalılar.

 

Glutensiz yaşam çölyaklılar içindir.Yani sevgili okurlar eğer tüketimi vücudunuza bir zarar vermiyorsa glutenden kaçmayalım. Belki de benim vücudum için ekstra kalori diye düşünebilirsiniz ama bu yanlış bir düşünce olacaktır. Eğer fazla kalori almak istemiyorsanız yeterli dengeli beslenebilir, fast-foodlardan şekerli ve asitli içeceklerden, bol yağlı tuzlu ürünlerden de uzak durabilirsiniz ve bunun için de gluteni hayatınızdan çıkarmanıza gerek yoktur.  Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Categories Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Obezite, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Posa (Lif)

Merhabalar efendim. Bugün sizlere posadan yani bir diğer bilinen adıyla liften bahsetmek istiyorum. Hepimiz sağlıklı bir beslenme düzeni için posadan zengin beslenmemiz gerektiğini biliyoruz.

Peki posa nedir, nelerde bulunur? Posa; besinlerle alınan bitki ve bitki kökenli besinlerden vücudumuzun sindiremediği ve kan dolaşımına emilimini yapamadığı kompleks karbonhidratlara denir. Posa enerji için kullanılmadan vücuttan atılır ve vücudumuzu besleyemez. Fakat birçok yoldan sağlığımıza faydalı besin ögelerini içerir.

2 çeşit diyet posası vardır. Bunlar çözünebilir(soluble) ve çözünmeyen(insoluble) posalardır. Besinler her ikisinin de içerebilirler sadece oransal olarak bir fark vardır. Örneğin sebze ve meyveler.

Çözünebilir posadan bahsedecek olursak; besinlerde sert bir doku yerine yulaf kepeğin de de olduğu gibi yapışkan veya visköz (akışkan) olacak şekilde erirler. Ve midede uzun süre kalarak ince bağırsaklarımız da emilimin yavaş olmasını sağlar. Bu özelliği nedeni ile obezite, diyabet, kolesterol tedavilerinde kullanılır.

Nelerde bulunur çözünebilir lif derseniz de; kuru bakla gil, bezelye, yulaf, arpa, elma, portakal ve havuç gibi birçok meyve ve sebzede, psyllium (karnı yarık otu) tohumunun kabuğunda vardır.

Bir diğer posa çeşidimiz ise çözünmeyen posa suda çözünemez ve suyu tutarlar. Artık maddelerin bağırsak içerisinde hareketini sağlar bu özelliği ile ‘doğanın süpürgesi’ olarak da bilinir. Su tutarak dışkının yumuşak ve hacimli olmasını sağlar, kabızlığı önler.

Çözünemez posa bulunan besinlerimiz; Tam buğday unundan yapılmış ürünler, buğday ve mısır kepeği, meyve kabukları ve kök sebzeler dahil (karnabahar, yeşil fasulye ve patates gibi) birçok sebzelerdir.
Posa çeşitlerimizin hangi besinlerde bulunduğunu anlattığımıza göre şimdi de bir bakalım posanın sağlığımıza yararları nelermiş ?

  • Posanın daha önce de bahsettiğimiz üzere su tutabilme özelliği olduğunu biliyoruz ve bu yüzden yeterince su tüketimi sağlanırsa posa şişerek midede doygunluk hissi oluşturur.
  • Diğer besinlere göre de mide boşaltmasını geciktirdiği için uzun süre tokluk sağlar ve ek olarak da posa düşük kaloriye sahiptir.
  • Su tutma ve kitle oluşturma etkisiyle bağırsak kanalına olumlu etkiler sağlayarak kabızlık sorunu yaşayanlar için ideal besin kaynağıdır.
  • Kanser oluşumuna neden olabilecek karsinojen adlı maddelerin bağırsaktan atılmasına yardımcı olur
  • Posadan zengin beslenme kalın bağırsakta kesecik oluşumuna neden olan diveritküler hastalık, hemoroid(basur) ve benzeri hastalıkların tedavisinde kullanılır.
  • Damar sertliği tedavisinde de posadan zengin beslenme önerilir. Özellikle de çözünen posa kolesterolü azaltarak sertlik gelişimini azaltır.

Genelde posa içeriği yüksek besinlerin glisemik indeksleri düşük olup bu tür besinlerin diyabetik bireylerin diyetlerinde bulundurulması kan şekeri denetiminde yardımcı olur.

Günlük almamız gereken posa miktarına gelecek olursak da ;

Diyet posası için değişik yaş ve özel durumlara yönelik tüketim miktarları henüz tam olarak belirlenmemiştir. Ancak, 20 yaş üstü sağlıklı yetişkinler için günlük 25-30 g’dır.

Çocuklar/adolesanlar için diyet posa iki yaşından büyük çocuklar için yaşları kadar veya yaş(yıl) + 5 g/gün, yetişkinlerde ise posa tüketimlerinin 25-35 g/gün’e çıkarılması önerilmektedir. Bütün önerilen miktarlar için yeterli sıvı alımı da bir o kadar önemlidir.

Hangi besinler ve besin gruplarında posa olduğunu ve posanın bizlere faydalarını öğrendiğimize göre sizler de sağlığınızı korumak, geliştirmek için yeterli, dengeli ve unutmadan da posadan zengin beslenmeye önem vermelisiniz. Bunun yanında da günlük su tüketimimize de özen göstermeyi unutmayalım.
Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti, Bölgesel İncelme, Dash Diyeti, Detoks, Diyet, Düşük Kalorili Diyetler, Gaps Diyeti, Hastalıklarda Diyet, Kabızlık, Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Esmer Pirinç Mucizesi

Tekrar Merhabalar benim güzel ve sağlıklı online ailem!

Bugün biraz da esmer pirinç nedir konusundan bahsedelim istiyorum ve kesinlikle herkesin sofralarında yer vermesi gereken bir gıda olduğunu düşünüyorum. Hatta ve hatta beyaz pirinç yerine esmer pirinci hayatımıza sokmamızda fayda var diyebilirim. Tabii ki ulaşılabiliyorsa demekte de fayda var. Yani “hocam bulunduğumuz yerleşke de bulmamız çok zor ama!” diyen danışanlarım için elbetteki başka alternatiflerini de sizlerle daha sonrasında paylaşacağım.

Peki nedir bu beyaz pirinç düşmanlığı?

Aslında buna tam olarak düşmanlık da dememek gerekiyor. Fakat kıyaslama yapıldığında beyaz pirincin esmer pirince nazaran biraz düşük not aldığını söyleyebiliriz. Peki nedir bu düşük notun sebebi? Buna en basit örneği verecek olursak, posa içeriğinden bahsetmek en doğru olanı olacaktır.

Evet! Posa içeriği açısından maalesef beyaz pirinç bizlere pek iyi bir sonuç vermiyor. 100 gram pişmiş esmer pirincin posa oranı yaklaşık olarak 1,8 gram iken, 100 gram pişmiş beyaz pirincin posa oranı yaklaşık olarak 0,4 gram!

Peki bu ne anlama geliyor?

Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için diyet posasının ne anlama geldiğini biraz irdelememiz gerekiyor. Basit anlamda bakıldığında diyet posasının tanımı: “Besinlerin sindirilmeyen kısmı”. Veya biraz daha ayrıntılı olarak tanımladığımızda “Bitki hücrelerini oluşturan nişasta dışındaki (dirençli nişasta haricinde) sindirilmeyen polisakkarit veya oligosakkaritler, lignin oluşan karışım.” Evet ama bu posa bizlerin vücudunda ne gibi bir görev üstleniyor? Neden posa miktarı diyet için vazgeçilmez bir konu olmuş?

Sevgili danışanlarım! Diyet posasının bizler için en önemli etkinliği enerji yoğunluğunun düşük olması ve midede uzun süre kalabilmesi (yani mide boşalmasını geciktirmesi) ve bu yüzden de bizleri tok tutması diyebiliriz. Yani posa içeriği düşük olan gıdalarla beslenen bir kişi posa içeriği olması gereken kadar beslenenlere kıyasla daha çabuk acıkacaktır ve posa açısından fakir beslendiği için daha fazla kalori alacak, bunun beraberinde de kilo kontrolü daha da zorlaşacaktır.

İşte bu yüzden tercih ettiğimiz besinlere dikkat ettiğimizde yani en azından konumuzla alakalı olarak beyaz pirinç yerine, esmer pirinç tüketmeye başladığımızda diyetimizdeki posa miktarını arttırmış ve kilo kontrolümüzü bir bakıma sağlamış oluyoruz.

Esmer pirincin bir diğer faydası ise özellikle de diyabet hastalarımızı yakından ilgilendiriyor. Esmer pirincin kepek içeriğinin yüksek olması dolayısıyla içerisinde bulunan karbonhidrat kana daha yavaş nüfuz ediyor. Bu da kan şekeri düzensizliklerinin önüne geçiyor. Diyabet hastalarımızın bir çoğunda gözlemlediğimiz bu kan şekeri dengesizliğinin yegane sebeplerinden bir tanesi de hemen her gün sofralarımızda bulunan beyaz pirinç gibi glisemik indeksi yüksek gıdalar diyebiliriz.

Esmer pirinçte bulunan kepek; yalnızca kan şekerinin düzenlenmesinde değil, kilo problemi ve tansiyon gibi yine kan şekerine bağlı rahatsızlıklarında önüne geçilmesinde de rol alıyor.

Peki hocam bu esmer pirincin kepeği gittiğinde yani beyaz pirinç olduğunda ne oluyor? Ne gibi değişiklikler meydana geliyor?

Pirincin (tam pirincin) kepeği alındığında maalesef şu özelliklerini yitirmekte arkadaşlar:

  • B3 vitamininin % 67’si
  • B1 vitamininin % 80’i
  • B6 vitamininin % 90’ı
  • Magnezyumun % 50’si
  • Fosforun % 50’si
  • Demirin % 60’ı
  • Sindirime yardımcı olan elyafın neredeyse tamamı
  • Ve yağ asitlerinin tamamı

Bunları okuduğunuz zaman “yahu biz ne yiyoruz ki hiç birşey kalmamış içinde” dediğinizi duyar gibiyim. İşte bu yüzden de kesinlikle esmer pirinci öneriyoruz arkadaşlar.

Ek olarak esmer pirinç tükettiğimizde bağırsak sistemimiz daha rahat çalışacağı için kan bağırsaklarda oyalanmadan vücudun diğer işlevlerini yerine getirecektir. Bu da ne demek oluyor? BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZ güçlenecektir!

Aynı zamanda bizler her zaman öğünlerinizi tüketirken iyice çiğneyerek tüketin diye sürekli uyarılarda bulunuyoruz. Esmer pirinç iyi çiğnenerek tüketildiği zaman kanımızda bulunan seratonin ve depominhormanlarının birbiri arasındaki dengesini destekleyerek duygusal anlamda denge halinde olmamızı sağlıyor!

Evet sevgili danışanlarım!

Şimdi hepinize bir sonraki öğününüzde pirinç pilavı yapmak gibi bir düşünceniz varsa bunu esmer pirinçten yana değerlendirmenizi tavsiye ediyorum. 1/2 veya 1/2,5 gibi oranlarla istediğiniz miktarda su ekleyip en az 45 dakika kısık ateşte pişirebilirsiniz.

Şimdiden afiyet olsun!

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti, Bölgesel İncelme, Dash Diyeti, Detoks, Diyet, Düşük Kalorili Diyetler, Gaps Diyeti, Hastalıklarda Diyet, Kabızlık, Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Obezite, Ödem Problemi, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Diyetisyenler Günü

Diyetisyenler Günü

Yazıma başlamadan önce bütün meslektaşlarımın diyetisyenler gününü en kalbi duygularımla kutluyorum. Bu mükemmel ve bir o kadar da zor olan mesleği hakkıyla yerine getiren bütün meslektaşlarıma selam olsun.

Diyetisyen kimdir? Diyetisyen nedir? Ne iş yapar?

Öncelikle biz diyetisyenler olarak birçok zorlukla mücadele ettiğimizi söylemekte fayda var. “Peki hocam nedir bu zorluklar?” diyecek olursanız eğer, sizlere kısaca piyasadaki “diyetisyencilik” oynayan bazı kişileri söyleyebilirim. İnanın birçok kişi kendini 1 haftalık bir araştırmayla diyetisyen yerine koyuyor ve bizim okuduğumuz bölümde katlandığımız zorlukları, onlarca günlük stajlarımızı, tez hazırlamamızı hiçe sayarak gerek sosyal medya üzerinden gerekse kendi blog’larından diyetisyenlik taslarcasına paylaşımlarda bulunuyor.

Tabii ki de her paylaşıma değil tepkimiz. Her ne olursa olsun bir kişi doğru bir paylaşım yapıyorsa elbette desteklenmelidir. Fakat öyle paylaşımlara denk geliyoruz ki bazen, gerçekten bu paylaşımları okuyan insanlar uygularsa halleri ne olur acaba diye düşünmeden edemiyoruz. Örnek verecek olursak, özellikle fitness salonlarındaki antrenörlerin “kahvaltıda 10 yumurtayı 250 gram kıymaya kır ye!” benzeri önerileri inanın bizleri çileden çıkartıyor.

Sizlere kendi yaşadığım bir olayı aktarayım. Bir fitness salonuna kayıt yaptırmak için gittiğimde antrenörüm benimle sohbet etmeye başladı. Benim de zaten daha öncesinden 5 yıllık bir profesyonel sporculuk geçmişim olduğu için muhabbet derinleştikçe derinleşti.

En sonunda ne işle meşgulsünüz dediğinde “diyetisyenim” cevabını verdim. 2-3 saniye sessizlikten sonra antrenör bana “ben de üniversitede beslenme dersi almıştım, burada da sizlere bişeyler ayarlarız” cevabını verdi. Şaşırdım ilk önce, aslında bu bana ve mesleğime onca yılıma bir hakaret sayılırdı. Sonra yineledim, “ben diyetisyenim, ve dilerseniz burdaki sporcularınızın ‘doğru beslenmesine’ yardımcı olabilirim” dedim. Sonrasında da zaten üyeliğim bittikten sonra bir daha o fitness salonuna adımımı atmadım.

Henüz bünyesinde diyetisyen bulundurmanın gerekliliğini bile kavrayamamış insanlar gerçek diyetisyenleri her daim aşağı görmekte. Ancak şu unutulmamalıdır ki gerçek diyetisyen demek bütün alanlarda bireylerin doğru olarak nasıl beslenmesi gerektiğini belirleyen kişidir.

Sonuç olarak bizler bu zorlu mücadele içerisinde siz danışanlarımıza hizmet vermekle birlikte, birçok kişi veya kurumla da muhattap olmak zorunda kalıyoruz. Fakat her zaman dediğimiz ve hemen her meslektaşımın da bana katılacağı konu şu ki; “danışanlarımızın yüzündeki gülümseme buna değer”.

Ne mutlu mesleğini severek yapan diyetisyenlerimize, ne mutlu gerçek diyetisyenlerle tanışmış danışanlara.

Categories Zayıflama

Biricik Yardımıcımız Kahve

Merhaba sevgili danışanlarım.

Her birimiz birçok defa yapmamız gereken işlerden dolayı olsun, girmemiz gereken sınavlardan dolayı olsun gece uykusuz kalmak zorunda kaldık. Ve halen de bunu yapmak zorunda kalıyoruz. Aslında bunu yaparken de en yakınımızda bulunan fakat farkında bile olmadığımız dostumuzu hep görmezden geliyoruz. Evet! Kahve!

Hayatımızda önemli bir yer tutan kahve ile ilgili ne kadar şey biliyoruz peki?

“Ya aman 3 in 1 dök karıştır işte hocam ne uğraşacağız.” desekte aslında kahve hakkında yazılan o kadar çok makale var ki derya deniz diyebiliriz.

Peki kahve nedir? Kahve bir ağacın yemişi ya da meyvesinin çekirdeği olarak tanımlanıyor. Ancak tabii ki bizler bu çekirdeği olduğu gibi alıp tüketmiyoruz. Bir takım işlemlerden sonra kahve bardağımızdaki kahve halini alıyor.

Peki kaç çeşit kahve türü vardır hocam? Evet arkadaşlar genel anlamda bir çok kahve çeşidi bilmemize rağmen özünde kahve ekonomik anlamda iki çeşit olarak karşımıza çıkıyor.

  • Coffeaarabica (Arabica)
  • Coffeacanephora (Robusta)

Bu bahsettiğimiz kahve ağaçlarından dünyada en yaygın olanı şüphesiz “Arabica” olmuştur. Bunun sebebini sorgulayacak olursak eğer Arabica ağacının her ne kadar parazitlere ve ısıya dayanıksız bakım gerektiren bir ağaç olsada bizlere verdiği ürünün çok kaliteli olmasını birincil sebep olarak gösterebiliriz.

Peki ya Robusta?

Evet arkadaşlar Robusta ağacı ise daha nemli bölgelerde ve sıcak bölgelerde yetiştirilebiliyor. Ancak maalesef elde edilen ürün Arabica’ya göre biraz daha kalitesiz oluyor.

“Yahu hocam, herşey tamam da şimdi diyetle kahvenin ne alakası var yahu?”

Var hocam var. Aslında çok çok masum olduğunu düşünerek içtiğimiz o “latte”ler, “cappuccino”lar fazladan kalori içeriyor onu söylemeye çalışıyorum ben de sizlere.

Hepimizin günlük enerji gereksinimi yediğimiz gıdalarla sağlanıyor. Bu konuda hem fikiriz. Aldığımız gıdaları sindirim sistemimiz alt parçalara ayırarak kullanımını sağlıyor. Ve aldığımız her besin çeşidi (karbonhidrat, protein, yağ) bizlere kalori olarak yansımakta.

Temel anlamda bir kişinin kilo alabilmesi için aldığı kalorinin yaktığı kaloriden fazla olması gerekiyor. Bunu isterseniz fiziksel aktiviteyle örneklendirebilirsiniz ya da dilerseniz baza metabolizma hızını kalori yakma konusunda örnek verebilirsiniz. Her neyse bütün bunlar aslında bizlerin neden kilo aldığını ufakta olsa açıklamaya yardım ediyor ama asıl soru konu başlığımız olan kahve ile ilgili sizlerden gelen ve bayağı da merak edilen şu soru?

“Hocam kahve şişmanlatır mı? Ya da bana bir zararı var mıdır?”

Evet sevgili danışanlarım. Öncelikle bu soruya cevap verebilmemiz için – daha doğrusu net bir cevap verebilmemiz için- kahve mi içiyorsunuz yoksa biraz önce de bahsettiğimiz gibi kahve içerisine eklenen maddelerle aslında kahve içtiğinizi mi sanıyorsunuz?

Öyle karışımlara rastlıyoruz ki bana kalırsa ismi kahve olmasın kahve aromalı “……………” içeceği olsun. Artık buna kahve aromalı kremalı süt mü dersiniz, yoksa kahve aromalı kremalı bilmem şekerli şunlu bunlu mu dersiniz bu size kalmış. Ama sorunuza evet veya hayır diye cevap verebilmem için ne içtiğinizi bilmem gerekir. Eğer sadece kahve içiyorsanız; “ne kadar içerseniz için bu size kilo yapmaz” diyebilirim. Ancak kahvenize şeker dahi atıyorsanız, bu sizin ne kadar içtiğinize ve kilo yapıp yapmayacağına karar vermemizde bizi biraz düşündürecektir.

KAHVE CİNSİ KALORİ DEĞERİ ŞEKER İÇERİĞİ
Espresso 0 Kalori 0 gram şeker
Orta Boy Cappuccino 110 Kalori 0 gram şeker
Orta Boy Filtre Kahve 10 Kalori 0 gram şeker
Orta Boy Caffe Americano 15 Kalori 0 gram şeker
Orta Boy Caffe Latte 260 Kalori 19 gram şeker (5 çay kaşığı)
Orta Boy Caffe Mocha 400 Kalori 33 gram şeker (8 çay kaşığı)
Orta Boy Karamel Apple Cider 410 Kalori 68 gram şeker (17 çay kaşığı)
Orta Boy Karamel Macchiato 310 Kalori 34 gram şeker (9 çay kaşığı)
Orta Boy Sıcak Çikolata 350 Kalori 40 gram şeker (10 çay kaşığı)
Orta Boy Beyaz Çikolatalı Mocha 510 Kalori 55 gram şeker (14 çay kaşığı)

Benim sizlere tavsiyem ise kahvelerinizi “sıfır şeker” ile tüketmeniz. Örneğin, çekilmiş olarak bizlere sunulan kahve çekirdeklerinden yapılan 225 gr’lık bir fincan kahve yalnızca “2” kalori. Evet yalnızca iki kalori. Ama gel gelelim kahveler çeşitlendikçe çeşitleniyor ve o 2 kalori 500 kaloriye kadar çıkabiliyor maalesef. Bu yüzden içtiğiniz kahvelerdeki kalori oranlarına mutlaka ve mutlaka dikkat etmelisiniz.

Sihirli Molekül: Kafein!

Kahveye sadece kalori olarak bakmak biraz görmezden gelmek olurdu doğrusu. Yazımın başında da bahsettiğim gibi kahve uykusuz kalmak zorunda olduğumuz gecelerde özellikle bizlerin yardımına koşuyor.

Peki nasıl yapabiliyor bunu? Bizleri nasıl uykudan kurtarıyor?

Aslında deminden beri bahsettiğim uykuyu kaçırma konusunda henüz kanıtlanmış bir durum yok. Ancak şöyle bir durum söz konusu günlük kafein alımı uykuya geçme süresini bir miktar geciktiriyor. Fakat bu kişinin tolere edebildiği kafein miktarıyla da ilişkili. Yani eğer fazla miktarlarda kahve tüketiyorsanız ve bu yüzden de fazla miktarda kafein alıyorsanız bu sizin tolere edebileceğiniz miktarı arttırıyor demektir. Yani bir süre sonra kahvenin bizim gece dostumuz olması özelliği ortadan kalkmakta.

Evet sevgili danışanlarım ben de bir kahve sever olarak sizlere sıfır şekerli sade kahveyi öneriyorum. Tüketeceğimiz kahve miktarı günde 2 fincanı kesinlikle geçmesin en fazla o kadar!