• İletişim: 0242 248 71 61
Open

Category Archives: Kilo Alma

Categories Atkins Diyeti, Elma Sirkesi, Kilo Alma, Obezite

Elma Sirkesi

Evet biricik danışanlarım ve sevgili takipçilerim. Herkesin merakla sorduğu bir konuya değinelim istiyorum bugün. Elma sirkesi yararlı mıdır? Ne işe yarar veya zararı var mıdır?
Konuya girmeden önde şunu belirtmek isterim ki mucize bir besin yoktur. Yani “elma sirkesi içtim şu kadar zayıflattı” veya “elma sirkesi yağları yaktırıyormuş” gibi söylemler aslında pek de gerçeği yansıtmıyor.

İşin aslına gelecek olursak; evet, ben de birçok kez elma sirkesini kullanan birisi olarak yarar ve zararlarının olduğundan bahsedeceğim size. Birincisi gastrit, gastrik ülser, gastroözafajiyal reflü gibi mide rahatsızlığı olanlar lütfen elma sirkesini denemesin. Düşük pH ve asidik özelliğinden dolayı mide rahatsızlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Peki bu tarz bir rahatsızlığımız yoksa istediğiniz gibi tüketebilir misiniz? Cevabımız elbette hayır.

Elma sirkesini sade bir biçimde tüketmektense salatalarınızın içerisinde veya su ile seyrelterek tüketmenizde fayda var. Özellikle karın bölgesindeki yağlanmayı engelleyici etkisi ile elma sirkesi hakkında bilim ne diyor bir bakalım. Ve bu çalışmaları derlediği için de diyetisyen dünyası’na sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

“İnsanlar üzerinde elma sirkesinin etkisini araştıran birkaç araştırma yapılmış, ama bunlar çok geniş kapsamlı değil.
International Journal of Dentistry and Oral Health dergisinde yayınlanan bir araştırmada tip-2 diyabetli hastaya 7 gün boyunca günde 2 kez verilen elma sirkesinin antifungal ve antimikrobiyal etki gösterdiği görülmüştür.

Başka bir çalışmada obez ve kilolu bireylere(n=39) günlük almaları gereken kaloriden 250 kalori düşük bir diyet programı ile 12 hafta boyunca gübnde 30 ml elma sirkesi verilmiş. 12 hafta sonunda katılımcıların BKİ, vücut yağ oranı kalça çevresi, iştah skoru, TG, Total Kolesterol seviyelerinde anlamlı düşüşler görülmüş. Ayrıca iyi kolesterol olarak nitelendirilen HDL seviyesi de artmış.
Journal of Medicinal Food adlı dergide yayınlan çalışmada, yüksek yağ ile beslenen farelere 9 hafta boyunca her gün elma sirkesinin verilmesi farelerde oksidatif stresi azaltmış ve E vitamini aktivitesini arttırmıştır. Bununla birlikte Serum Kolestrerol, LDL, VLDL seviyeleri de azalmıştır.

Tip -2 diyabetli hastalar üzerinde yapılan bir çalışma da ise 46 kişilik ekip 2 gruba ayrılmış. 26 kişiye öğle yemeğinden önce 15 ml elma sirkesi verilmiş. 20 kişiye de su verilmiş. Sonuçta hastaların TG, Kolesterol, Açlık Kan Şekeri, VLDL seviyelerinde düşüş gözlemlenmiştir.”

Categories Aşırı Kilo, Chia Tohumu, Detoks, Kilo Alma, Obezite

Chia Tohumu

MUCİZEVİ BESİN SAYILAN CHİA TOHUMU

Herkese merhabalar. Diğer yazılarımızda popüler besinlerden bahsetmişken chia tohumunu es geçmek olmaz diye düşündüm. Bir zamanlar herkesin beslenmesinden eksik olmayan ve ‘zayıflatıcı’ etkisiyle tüketimi artan chia tohumundan bahsedelim istedim.Efendim öncelikle şunu bilmenizi isterim ki hiçbir besin ya da besin öğesinin tek başına zayıflatma gibi bir etkisi yoktur. Yani beslenmenizde chia tohumuna yer verdiğiniz için kilonuzda bir anda bir azalma beklemeyin derim ben.

Pek tabi yararları da yok değildir chia tohumunun.

  • Chia tohumunun 100 gramında 17 gram protein bulunur. Bu nedenle güzel bir bitkisel protein kaynağıdır
  •  Chia tohumu lifl bakımından da oldukça zengindir. 100 gramında yaklaşık 11 gram fiber(lif) bulunur.
  • Yine liflerce zengin olması nedeniyle bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olur. Düzenli kullanımda kabızlık, gaz gibi problemlerin giderilmesine destek olur
  • İçeriğinde bolca bulunan Omega 3 asitleri sayesinde kanserli hücrelerin oluşumu engellemeye katkı sağlar.
  • Kalsiyum bakımında da zengin olan chia tohumu, kas gelişimine yardımcı olur. Düzenli kullanımda oluşabilecek kas kayıplarının, ilerleyen yaşlarda yaşanacak kemik erimesi gibi hastalıkların da önüne geçilmesini sağlar.
  • İçinde bol miktarda kalsiyum ve A vitamini bulunduğu için diş sağlığına da oldukça faydalıdır. Dişlerinizin ihtiyacı olan kalsiyum ve vitaminleri düzenli kullanımda karşılar. Sağlıklı olmalarına yardımcı olur.

Evet efendim faydalarına bir göz atmış olduk ama chia tohumunun kullanımını kısıtlayan birkaç durum vardır. Bazı ilaçlar ile chia etkileşime girebileceği için tüketirken dikkatli olmalıyız ve bazı bireylerde alerjik reaksiyon da gösterebileceği için tükettikten sonra etkilerine dikkat etmeliyiz.

Ve her besin için söylediğimiz üzere tüketim miktarına da dikkat etmeliyiz. Peki chia tohumunu satın aldık ama nasıl tüketebiliriz diyorsanız da birkaç önerim olacaktır efendim. İlk olarak daha çok süt veya yoğurt ile karıştırılarak tüketilen chia tohumu şişip jel kıvamına gelerek midemizde doygunluk hissimizi arttırır. Başka bir tüketim şekli ise daha önce de bahsettiğimiz keten tohumu gibi salatalarınıza serperek ya da meyveli smoothielerinizle beraber de tüketebilirsiniz. Aman diyelim meyve porsiyonlarına dikkat.

Chia tohumunun faydalarından ve nasıl tüketebileceğimizden bahsettik efendim. Günlük beslenmemizde pek tabi yer alabilir ama eğer tadından çok hoşlanmıyorsak ve tüketim alışkanlığımız yoksa zayıflatıyor diye de kendimizi zorlamamızın bir anlamı yoktur bence.

Çünkü diyette bizim için asıl olan şey tüketim alışkanlığımız olan besin ve besin grupları ile sağlıklı beslenmeyi öğrenmek.

Hepimizin sağlıklı beslendiği mutlu günlere diyorum o halde sevgili takipçiler…

 

 

Categories Diyet, Kahvaltı, Kilo Alma, Sağlık, Zayıflama

Kahvaltı

Öyle bir öğün düşünün ki bizim için çok önemli olan, güne gayet enerjik ve motiveli başlamamızı sağlayan. Sanırım sizler de kahvaltıdan bahsettiğimi anladınız. Güne kahvaltısız başlayamam diyenler, sabah canım hiçbir şey yemek istemiyor diyenler hepinizi buraya alalım efendim. Bu öğün neden bizim için bu kadar önemli ki? Diye soruyorsanız hemen cevaplayalım.

Gece boyunca metabolizma hızımız yavaşlar. Sabah yapılan kahvaltı ile de metabolizma yeniden hızlanmaya başlar. Eğer kahvaltı öğününü atlarsak vücudumuz uzun süre besinsiz kaldığı için sonraki öğündeki yiyecekleri yağ olarak depolar. Bu da sağlıksız yağlanmaya ve kilo alımına neden olabilir. Ve bu da bizlerin asla istemediği bir durumdur. Kilo alımının yanı sıra çocuklarımızın gelişim süreçleri için de büyük önem taşır.

Bu sürecin sağlıklı bir şekilde geçmesi için gerekli olan karbonhidrat, yağ, protein ve vitaminlerin yeterli ve düzenli beslenme ile sağlanması gerekir. Bunun için de düzenli kahvaltı alışkanlığının çocuklarımıza kazandırmamız gerekir. Sabahları yaşanılan açlık çocuklarda öğrenme problemlerine ve kas kordinasyonların azalmasına neden olabilir. Kahvaltı öğünümüzün hem bizler hem de çocuklarımız için önemini anladık sanırım. Ve bu konuda da sık yaptığımız hatalardan biri de işe geç kaldığımızda ya da çabucak yenebildiği için kahvaltıda simit, poğaça tercih etmek. Kahvaltımızda sadece bunları tüketmek kan şekerimizi birden yükseltir ve aniden düşürür. Bu yüzden uzun süre bir tokluk sağlayamaz bize.

Gelin bir bakalım bu öğünde ne gibi sağlıklı tercihler yapabiliriz?

  • Yumurta kahvaltımızın en önemli besinidir. Bizi gün içerisinde tok tutar ve güzel bir protein kaynağıdır. Bunu isteğimize bağlı olarak omlet olarak da tüketebiliriz. Ve omlet yaparken içerisine havuç, brokoli ya da soğan gibi sebzeler ekleyebiliriz.  Bu sadece omletinize tat katmak için değil, aynı zamanda vücudumuza mineral ve vitamin sağlamak için faydalı olacaktır.
  • Mevsim sebzeleri kahvaltılık için yararlı bir alternatiftir. Domates, salatalık, biber gibi yiyecekler kahvaltımızda çiğ olarak tüketebiliriz.
  • Zaman sıkıntısı varsa eğer kahvaltılık gevrekler bizim kurtarıcımız olabilir. Lezzetli ve pratik olmasının yanında lif oranı yüksek olduğu için oldukça yararlıdır. Süt veya yoğurtla tükettiğimiz kahvaltılık gevrekler gerekli protein ve minerali almamızı sağlar.
  • Eğer ben hiç öyle gevrekler ile uğraşamam ama zamanımda yok diyorsanız sizlere bir diğer önerimiz tam buğday ekmeğimizle yaptığımız tostlar olacaktır. İçerisine kaşar, beyaz peynir ekleyerek yanında da domates, salatalık ve mevsim yeşillikleriyle tüketebilirsiniz.

 

  • Klasik kahvaltılardan sıkıldıysak ve birazcık da zamanımız varsa tam buğday unu veya kepek unuyla yapılan o lezzetli ve fit poğaçaları yapabilir yanında da yine peynir, mevsim yeşillikleriyle tüketebiliriz.

Evet efendim bizce de kesinlikle kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var. Önerilerimizi denerseniz bunu sizler de fark edeceksiniz Bizler her zaman sizin sağlığınızı korumak ve geliştirmek için buradayız. Ve sizlere bir telefon kadar da yakınız.

Sağlıklı ve mutlu günler dileriz.

Categories Kilo Alma, Obezite, Zayıflama

Matcha Çayı

Merhabalar efendim. Bugün sizlere son zamanlarda adını sık duymaya başladığımız matcha çayından bahsetmek istiyorum. Tüketenler yeşil çay ile benzerliğinin farkındadır. Peki bakalım neymiş bu matcha çayı, yeşil çaydan farkları nelermiş?

Japonya’nın yeşil çayı olarak da adlandırılan matcha çayı, aslında bildiğimiz yeşil çayın toz halidir. Temel olarak açıklamamız gerekirse yeşil çay yapraklarının toz haline getirilmiş halidir. Yeşil çaydan çok daha etkili olan matcha çayının bu etkisindeki en büyük neden toz haline geldiği zaman elde ettiği çok daha yoğun formüldür. Yapılan araştırmalara göre bir bardak matcha çayı içmek 8 -9 bardak yeşil çay içmekle eş değerdir. Etkisi normal yeşil çaydan çok daha kuvvetlidir. Ayrıca Japon kültürü içerisinde de büyük yere sahip olan matcha çayı, sadou adı verilen özel halk çay seremonisinde kullanılan yeşil çaylardır. Sadece şifalı yönleriyle değil, aynı zamanda etnik ve kültürel yönleriyle de ön plana çıkmaktadır.

Demlenme ve hazırlanma yöntemi de diğer çaylardan biraz daha farklıdır. Matcha Çayı hazırlarken dikkat edilmesi gereken nokta, çayın tam olarak toz haline gelmesini sağlamaktır. Bunu yapmak için özel ekipmanları kullanabileceğiniz gibi, evde kendiniz de yapabilirsiniz. Bir kavanozun içerisine koyduğunuz çayı, hızla çalkalarsanız, harman tam olarak eşit dağılacağı için çok daha güzel demlenecektir.

Bir diğer önemli nokta da suyun sıcaklığıdır. Sıcak su kullanmak gerekir fakat çayı demlenmesi için çok uzun süre bırakmak çayın kokusunu ve tadını bozabilir bu yüzden suyun sıcaklığını içilebilecek kıvamda hazırlamamız gerekir. Yani aslında matcha çayını demlemeye gerek yoktur. Zaten toz halinde olduğu için içilebilecek sıcaklıktaki suyun içerisine konulup, karıştırılarak içilebilir. Aynı zamanda yoğurt ve salatalarla beraber de tüketilebilir.

Matcha çayı sadece çay olarak değil, dondurma, pasta, çikolata ve farklı pek çok gıda ürününde de kullanılmaktadır. Özellikle son zamanlarda tatlıların içindeki kullanımı ile oldukça popülerleşmiştir. Nane aroması ve matcha çayı arasındaki uyum, çayını tatlandırmak isteyenler tarafından da tercih edilebilir.

Son zamanlarda kullanımının artmasının nedenlerinden biri de sağlığımıza olan faydalarıdır. Bakalım bu yararlar nelermiş?

Matcha içerdiği klorofil nedeniyle son derece yeşildir ve bu yeşillik sayesinde pek çok minerali ve A, B, C ve E vitaminini bünyesinde bulundurur. Aynı zamanda metabolizma hızlandırıcı etkisi de bulunmaktadır ve bunun asıl nedeni ise antioksidan olmasıdır.Kansere karşı koruyucudur. Matcha çayı içerdiği bu özellikler sayesinde yeşil çaydan daha fazla fayda sağlar diyebiliriz.

Diğer yararlarını sıralayacak olursak; bağışıklık sisteminizi güçlendirir, konsantrasyonunuzu arttırır, kolestrol ve kan şekerinizi düzenler, vücudunuzu toksinlerden arındırır, hücre yenilenmesine yardımcı olur, sindirim sisteminizi kuvvetlendirir, bağırsak enfeksiyonlarını önler, cilt hücrelerinin güçlenmesini ve yenilenmesini sağlar, sakinleştirici etkisi ile stres ve depresyon gibi psikolojik sorunlara iyi gelir.

Yararlarından bahsedince aklımıza şu soru gelebilir. Matcha çayı herkesin kullanımına uygun mu, rahatsızlığı olan bireyler de tüketebilir mi? Tabi ki de bunun cevabı hayır.                                  Matcha çayının sağlıklı bir insan için bilinen bir yan etkisi bulunmamaktadır. Ancak reflü, demir eksikliği, ishal, böbrek taşı veya böbrek yetersizliği gibi sağlık problemleri olanların çayı  tüketmemeleri önerilmektedir. Hastalık sebebiyle düzenli ilaç kullanan kişilerin, gebe ve emziren kadınların doktorlarına danışarak kullanmaları gerekir. Sağlıklı bireyler için önerilen tüketim,  günde 2-3 fincandır.

Matcha çayının yararlarından, kimlerin kullanabileceğinden ve nasıl tüketebiliriz bunlardan bahsettik. Sizlere tavsiyem yeşil çayınızın yerine matcha çayını tüketmeyi deneyebilirsiniz. Ya da salata ve yoğurtlarınıza ekleyerek de tüketebilirsiniz. Yeşil çaya göre tadı biraz daha yoğun gelebilir ama eminim ki aramızda yeşil çay tutkunları da vardır. Özellikle efendim sizlerin denemenizi tavsiye ediyorum.

Ve hepinize sağlıklı günler diliyorum.

Categories Çölyak Hastalığı, Diyet, Kilo Alma, Zayıflama

Çölyak Hastalığı

Merhabalar efendim. Tüm dünyada olduğu gibi bizim de önemli besin kaynaklarımızdan olan tahıllar grubu bazılarımızın tüketimi için pek de uygun olmayabiliyor. Kim bu bazıları? Evet tam olarak da Çölyak hastalarından bahsediyorum. Ne yazık ki tek tedavisi yaşam boyu glutensiz beslenmektir. Ancak günümüzde pek çok sağlıklı birey de glutensiz besleniyor ve bunu destekliyor. Peki buna gerek var mı? Eğer glutene vücudunuz herhangi bir tepki göstermiyorsa yani çölyak hastası değilseniz hiç de gerek yok efendim! Çölyaklılar glutensiz beslenmeli dedik ama nelerde var bu gluten? Hemen sayalım: buğday ve türevleri, arpa, çavdarda bulunmaktadır. Bunların yerine mısır, karabuğday, kinoa, chia tüketebiliriz. Evet nelerden uzak durmamız gerektiğini öğrendik.

Peki aldığım ürünlerde gluten var mı nasıl anlayacağım diyor olabilirsiniz. Şimdi de bunu nasıl anlayacağız ona bir bakalım. Ürün satım alırken aslında hepimizin ama özellikle de çölyaklıların dikkat etmesi gereken en önemli konu “besin etiketi okuma”. Neden bu kadar önemlidir etiket okuma?  Çünkü günümüzde bazı ürünler ticari amaçlar için glutensiz ibaresi bulundursa da gluten içermektedir. İşte tam da bu sebepten dolayı ürünlerin üstündeki “gluten free” yazısına kanmamak ve etiketi okumamız gerekir.

 

Glutenin çölyak hastaları tarafından tüketilmemesi gerektiğini ve bunların yerine geçebilecek alternatif besin maddelerini öğrenmiş olduk.

Peki sağlıklı bireyler de glutenden çölyaklılar kadar kaçmalı mıdır?

Elbette hayır.Gluten sağlıklı bireyler için de sanıldığı kadar büyük bir risk oluşturmamaktadır. Aksine sağlıklı bireylerde gluteni hayatımızdan çıkarmak bazı semptomlara neden olabilir. Bunlara örnek olarak bağırsak florasında bozulma, vitamin mineral emiliminde yetersizlik, villusların kısalması ve birbirine yapışmasını verebiliriz. Işte bu görülen belirtiler ve uzun vadede daha birçok görülebilecek semptomlara karşı sağlıklı bireyler gluteni hayatlarından çıkarmamalılar.

 

Glutensiz yaşam çölyaklılar içindir.Yani sevgili okurlar eğer tüketimi vücudunuza bir zarar vermiyorsa glutenden kaçmayalım. Belki de benim vücudum için ekstra kalori diye düşünebilirsiniz ama bu yanlış bir düşünce olacaktır. Eğer fazla kalori almak istemiyorsanız yeterli dengeli beslenebilir, fast-foodlardan şekerli ve asitli içeceklerden, bol yağlı tuzlu ürünlerden de uzak durabilirsiniz ve bunun için de gluteni hayatınızdan çıkarmanıza gerek yoktur.  Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Categories Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Obezite, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Posa (Lif)

Merhabalar efendim. Bugün sizlere posadan yani bir diğer bilinen adıyla liften bahsetmek istiyorum. Hepimiz sağlıklı bir beslenme düzeni için posadan zengin beslenmemiz gerektiğini biliyoruz.

Peki posa nedir, nelerde bulunur? Posa; besinlerle alınan bitki ve bitki kökenli besinlerden vücudumuzun sindiremediği ve kan dolaşımına emilimini yapamadığı kompleks karbonhidratlara denir. Posa enerji için kullanılmadan vücuttan atılır ve vücudumuzu besleyemez. Fakat birçok yoldan sağlığımıza faydalı besin ögelerini içerir.

2 çeşit diyet posası vardır. Bunlar çözünebilir(soluble) ve çözünmeyen(insoluble) posalardır. Besinler her ikisinin de içerebilirler sadece oransal olarak bir fark vardır. Örneğin sebze ve meyveler.

Çözünebilir posadan bahsedecek olursak; besinlerde sert bir doku yerine yulaf kepeğin de de olduğu gibi yapışkan veya visköz (akışkan) olacak şekilde erirler. Ve midede uzun süre kalarak ince bağırsaklarımız da emilimin yavaş olmasını sağlar. Bu özelliği nedeni ile obezite, diyabet, kolesterol tedavilerinde kullanılır.

Nelerde bulunur çözünebilir lif derseniz de; kuru bakla gil, bezelye, yulaf, arpa, elma, portakal ve havuç gibi birçok meyve ve sebzede, psyllium (karnı yarık otu) tohumunun kabuğunda vardır.

Bir diğer posa çeşidimiz ise çözünmeyen posa suda çözünemez ve suyu tutarlar. Artık maddelerin bağırsak içerisinde hareketini sağlar bu özelliği ile ‘doğanın süpürgesi’ olarak da bilinir. Su tutarak dışkının yumuşak ve hacimli olmasını sağlar, kabızlığı önler.

Çözünemez posa bulunan besinlerimiz; Tam buğday unundan yapılmış ürünler, buğday ve mısır kepeği, meyve kabukları ve kök sebzeler dahil (karnabahar, yeşil fasulye ve patates gibi) birçok sebzelerdir.
Posa çeşitlerimizin hangi besinlerde bulunduğunu anlattığımıza göre şimdi de bir bakalım posanın sağlığımıza yararları nelermiş ?

  • Posanın daha önce de bahsettiğimiz üzere su tutabilme özelliği olduğunu biliyoruz ve bu yüzden yeterince su tüketimi sağlanırsa posa şişerek midede doygunluk hissi oluşturur.
  • Diğer besinlere göre de mide boşaltmasını geciktirdiği için uzun süre tokluk sağlar ve ek olarak da posa düşük kaloriye sahiptir.
  • Su tutma ve kitle oluşturma etkisiyle bağırsak kanalına olumlu etkiler sağlayarak kabızlık sorunu yaşayanlar için ideal besin kaynağıdır.
  • Kanser oluşumuna neden olabilecek karsinojen adlı maddelerin bağırsaktan atılmasına yardımcı olur
  • Posadan zengin beslenme kalın bağırsakta kesecik oluşumuna neden olan diveritküler hastalık, hemoroid(basur) ve benzeri hastalıkların tedavisinde kullanılır.
  • Damar sertliği tedavisinde de posadan zengin beslenme önerilir. Özellikle de çözünen posa kolesterolü azaltarak sertlik gelişimini azaltır.

Genelde posa içeriği yüksek besinlerin glisemik indeksleri düşük olup bu tür besinlerin diyabetik bireylerin diyetlerinde bulundurulması kan şekeri denetiminde yardımcı olur.

Günlük almamız gereken posa miktarına gelecek olursak da ;

Diyet posası için değişik yaş ve özel durumlara yönelik tüketim miktarları henüz tam olarak belirlenmemiştir. Ancak, 20 yaş üstü sağlıklı yetişkinler için günlük 25-30 g’dır.

Çocuklar/adolesanlar için diyet posa iki yaşından büyük çocuklar için yaşları kadar veya yaş(yıl) + 5 g/gün, yetişkinlerde ise posa tüketimlerinin 25-35 g/gün’e çıkarılması önerilmektedir. Bütün önerilen miktarlar için yeterli sıvı alımı da bir o kadar önemlidir.

Hangi besinler ve besin gruplarında posa olduğunu ve posanın bizlere faydalarını öğrendiğimize göre sizler de sağlığınızı korumak, geliştirmek için yeterli, dengeli ve unutmadan da posadan zengin beslenmeye önem vermelisiniz. Bunun yanında da günlük su tüketimimize de özen göstermeyi unutmayalım.
Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Categories Besinler, Kilo Alma

Karabuğday

Merhabalar efendim, bugün sizlere son zamanlarda popüler olan ve bizler tarafından da tüketimi arttırılmış olan, tahıl grubuyla hem benzerlik hem de farklılıkları olan karabuğdaydan bahsetmek istiyorum. Peki birçoğumuzun severek tükettiği karabuğday hakkında neler biliyoruz?

Karabuğday, diğer adıyla Greçka, son yılların en besleyici ve en sağlıklı besinlerden biri.

İsminde geçen “buğday” sizleri hemen yanıltmasın, çünkü karabuğday aslında bir bitki. Kuzukulağıgiller familyasına ait olduğu için bitki sınıfına girmektedir.

Çok yönlü kullanım alanına sahip olan karabuğday: farklı kültürlere ait birçok yöresel ürünün; kek, ekmek, makarna, şehriye, muffin, kraker, kurabiye, krep, tortilla gibi temel gıda maddelerinin üretiminde, çorbalarda, pudinglerde, tatlılarda, kümes hayvanlarının içinin doldurularak pişirilmesinde, konserve et ve sebze ürünleri ile birlikte, dondurma külahı yapımında, pilav gibi çeşitli yemeklerin yapımında kullanılır.

Karabuğday fonksiyonel ve klinik gıda sanayinde büyük potansiyele sahip bir gıda maddesi olmasıyla beraber gluten içermeyen bir üründür. Ve bu sebepten dolayı da çölyak hastaları için üretilen glutensiz gıdaların zenginleştirilmesinde de önemli rolü vardır.

Peki sağlığımız üzerine etkileri nelerdir ?

Karabuğday sağlığa önemli etkileri ve besleyici değerinden dolayı alternatif bir gıda olarak diyetimize girmiştir. Yapılan çalışmalar da bizlere karabuğdayın yüksek kolesterol, hipertansiyon ve diyabeti engellediğini göstermiştir.

Karabuğday bağırsaklarda laktik asit bakterilerini arttırması  ve dirençli nişasta oranının yüksek olması sebebi ile prebiyotik gıda olarak sınıflandırılır.

Prebiyotik özelliği yanında toplam diyet lif ve çözülebilir diyet lifin önemli bir kaynağı olması ile kolon kanserinin, obezitenin ve diyabetin önlenmesinde faydalıdır.

Biraz da karabuğdayın yapısına bakacak olursak; karabuğday tanesinin % 73.5’ini nişastadan bu nişastanın da % 33.5’i dirençli nişastadan oluşur.

Dirençli nişasta içeren gıdaların glisemik indeksleri genellikle düşüktür ve düşük glisemik indeksli diyetlerin kan şekerini düzenlediği, obeziteyi önlemeye yardım ederek kalp hastalık riskini azalttığı  göz önüne alındığında karabuğday; bazı kronik hastalıkların tedavisinde de kullanılabilir .

Karabuğday proteini, aminoasit kompozisyonu ile diğer tahıl proteinlerine göre besinsel olarak üstün olması yanında yüksek biyolojik değeri olan proteinlerin en iyi kaynaklarından biridir.

Karabuğday Zn, Cu, Mn, Se, gibi önemli mikroelementleri, K, Na, Ca, Mg gibi makroelementleri; flavonoidler, polifenoller, inositol, organik asitler gibi temel fonksiyonel bileşenleri ve yüksek düzeyde protein, diyet lif, vitamin, mineral madde, temel çoklu doymamış yağ asitlerini içermesiyle besleyici değeri yüksek bir üründür.

Demir içeriği ise tüm tahıl ve baklagil grubu gıdalar arasında en yüksektir. Sıklıkla anemi sorunu yaşayan insanlar, hamile bayanlar ve bebekler için ideal bir üründür.

Buğday ile karabuğdayın antioksidan aktivitesinin karşılaştırıldığı bir çalışmada karabuğdayın, buğdaydan daha yüksek antioksidan aktiviteye sahip olduğu sonucuna varılmıştır

Karabuğdayın içerdiği antioksidan özelliğe sahip fenolik maddeler sayesinde karabuğdayın gıdaya eklenmesi ile zenginleşen gıda ürünleri sağlık üzerine olumlu etkiler sağlarken aynı zamanda gıdayı oksidasyona da karşıda korumaktadır.

Gördüğümüz üzere sevgili takipçiler karabuğday gerek yapısında bulundurduğu protein, nişasta, yağ, mikro makro elementler ile gerek de besleyici değerinin yüksek olmasıyla sağlığımız üzerinde çok büyük faydalara sahiptir.

Karabuğday hakkında bilgilerimizi de edindiğimize göre tüketenler daha büyük bir keyifle tüketecek ,hiç denemeyenler içinse artık beslenmenizde yer vermenizin zamanı geldi de geçiyor bence.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Categories Diyet, Kilo Alma

Sibutramin ve Sağlığımıza Olan Etkileri

Merhabalar sevgili takipçiler,
Sizlere hepimizin muzdarip olduğu, bir an önce gitsin de kurtulalım, daha fit ve güzel görünelim dediğimiz fazla kilolarımızla nasıl mücadele edeceğimizi bir önceki yazılarımızda anlatmıştık.

Ve eminim ki hepimiz bu mücadeleyi en kolay şekilde vermeyi isteriz. Bunun için de bizlerin hiç de önermediği, sağlığımıza büyük zararları olan bazı yollara başvurmayı düşünebilirsiniz. Bu yollardan biri de zayıflama ilaçlarıdır. Sizin de aklınıza ufacık da olsa böyle bir düşünce geldiyse ya da kullanıyorsanız buyurun yazımızın devamını okuyun.

Peki kilo vermek uğruna sağlığımızı tehdit eden, daha hızlı kilo verdirme etkisiyle bizlere çok cazip gelen zayıflama ilaçları hakkında neler biliyoruz? Eğer kullanıyorsak da bize ve vücudumuz verdiği zararların farkında mıyız?
Öncelikle bu zayıflama ilaçlarının içerisinde bulunan ‘sibutramin’ adlı etken maddeden bahsetmek istiyorum.

Sibutramin; serotonin, noradrenalin ve daha zayıf bir şekilde de dopamin geri alımını engelleyen ve birçok psikiyatrik yan etkileri olan bir beta feniletilamindir. Kardiyolojik yan etkileri nedeniyle yasaklanmış olmasına rağmen halen internet üzerinden “Zayıflama hapı” adı altında satışı devam etmektedir. Sibutramin, antidepresan özelliğinden dolayı manik veya hipomanik kaymaya(psikolojik ataklar) neden olabilir.

Bunlara ek olarak kan basıncının yükseltme, kalp krizi riskini arttırma ve safra taşı oluşturma, uykusuzluk, ağız kuruluğu, kabızlık gibi yan etkileri de vardır.
Gördüğümüz üzere zayıflama hapları olarak satılan ve kar amacı gütmekten başka bir gayesi olmayan bu ilaçların birçok yan etkisi vardır.
Bizler de diyetisyenler olarak piyasada satılan bu ilaçların kullanımlarını kesinlikle önermiyoruz efendim.
Tabi ki de en kısa sürede ve diyetsiz bir şekilde ideal kilolarımıza ulaşmak kulağa daha hoş gelse de unutmayalım ki bu tür ilaçlar bizim sağlığımızı büyük derece tehdit etmekte.

Eğer kilo vermek için diyet programı uygulamayı bir zorluk olarak görüyorsanız, diyeti bir zorunluluk olarak değil de yaşam tarzı olarak benimsersek işimiz biraz daha kolaylaşacaktır.

Kilo vermek için her zaman da söylediğimiz gibi tek yapmanız gereken sağlıklı yeterli ve dengeli bir beslenme planı uygulamak.

Unutmayın ki bu yolculukta bizler her zaman sizin yanınızdayız.
Çünkü değişim sizinle başlar.

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti, Bölgesel İncelme, Dash Diyeti, Detoks, Diyet, Düşük Kalorili Diyetler, Gaps Diyeti, Hastalıklarda Diyet, Kabızlık, Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Esmer Pirinç Mucizesi

Tekrar Merhabalar benim güzel ve sağlıklı online ailem!

Bugün biraz da esmer pirinç nedir konusundan bahsedelim istiyorum ve kesinlikle herkesin sofralarında yer vermesi gereken bir gıda olduğunu düşünüyorum. Hatta ve hatta beyaz pirinç yerine esmer pirinci hayatımıza sokmamızda fayda var diyebilirim. Tabii ki ulaşılabiliyorsa demekte de fayda var. Yani “hocam bulunduğumuz yerleşke de bulmamız çok zor ama!” diyen danışanlarım için elbetteki başka alternatiflerini de sizlerle daha sonrasında paylaşacağım.

Peki nedir bu beyaz pirinç düşmanlığı?

Aslında buna tam olarak düşmanlık da dememek gerekiyor. Fakat kıyaslama yapıldığında beyaz pirincin esmer pirince nazaran biraz düşük not aldığını söyleyebiliriz. Peki nedir bu düşük notun sebebi? Buna en basit örneği verecek olursak, posa içeriğinden bahsetmek en doğru olanı olacaktır.

Evet! Posa içeriği açısından maalesef beyaz pirinç bizlere pek iyi bir sonuç vermiyor. 100 gram pişmiş esmer pirincin posa oranı yaklaşık olarak 1,8 gram iken, 100 gram pişmiş beyaz pirincin posa oranı yaklaşık olarak 0,4 gram!

Peki bu ne anlama geliyor?

Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için diyet posasının ne anlama geldiğini biraz irdelememiz gerekiyor. Basit anlamda bakıldığında diyet posasının tanımı: “Besinlerin sindirilmeyen kısmı”. Veya biraz daha ayrıntılı olarak tanımladığımızda “Bitki hücrelerini oluşturan nişasta dışındaki (dirençli nişasta haricinde) sindirilmeyen polisakkarit veya oligosakkaritler, lignin oluşan karışım.” Evet ama bu posa bizlerin vücudunda ne gibi bir görev üstleniyor? Neden posa miktarı diyet için vazgeçilmez bir konu olmuş?

Sevgili danışanlarım! Diyet posasının bizler için en önemli etkinliği enerji yoğunluğunun düşük olması ve midede uzun süre kalabilmesi (yani mide boşalmasını geciktirmesi) ve bu yüzden de bizleri tok tutması diyebiliriz. Yani posa içeriği düşük olan gıdalarla beslenen bir kişi posa içeriği olması gereken kadar beslenenlere kıyasla daha çabuk acıkacaktır ve posa açısından fakir beslendiği için daha fazla kalori alacak, bunun beraberinde de kilo kontrolü daha da zorlaşacaktır.

İşte bu yüzden tercih ettiğimiz besinlere dikkat ettiğimizde yani en azından konumuzla alakalı olarak beyaz pirinç yerine, esmer pirinç tüketmeye başladığımızda diyetimizdeki posa miktarını arttırmış ve kilo kontrolümüzü bir bakıma sağlamış oluyoruz.

Esmer pirincin bir diğer faydası ise özellikle de diyabet hastalarımızı yakından ilgilendiriyor. Esmer pirincin kepek içeriğinin yüksek olması dolayısıyla içerisinde bulunan karbonhidrat kana daha yavaş nüfuz ediyor. Bu da kan şekeri düzensizliklerinin önüne geçiyor. Diyabet hastalarımızın bir çoğunda gözlemlediğimiz bu kan şekeri dengesizliğinin yegane sebeplerinden bir tanesi de hemen her gün sofralarımızda bulunan beyaz pirinç gibi glisemik indeksi yüksek gıdalar diyebiliriz.

Esmer pirinçte bulunan kepek; yalnızca kan şekerinin düzenlenmesinde değil, kilo problemi ve tansiyon gibi yine kan şekerine bağlı rahatsızlıklarında önüne geçilmesinde de rol alıyor.

Peki hocam bu esmer pirincin kepeği gittiğinde yani beyaz pirinç olduğunda ne oluyor? Ne gibi değişiklikler meydana geliyor?

Pirincin (tam pirincin) kepeği alındığında maalesef şu özelliklerini yitirmekte arkadaşlar:

  • B3 vitamininin % 67’si
  • B1 vitamininin % 80’i
  • B6 vitamininin % 90’ı
  • Magnezyumun % 50’si
  • Fosforun % 50’si
  • Demirin % 60’ı
  • Sindirime yardımcı olan elyafın neredeyse tamamı
  • Ve yağ asitlerinin tamamı

Bunları okuduğunuz zaman “yahu biz ne yiyoruz ki hiç birşey kalmamış içinde” dediğinizi duyar gibiyim. İşte bu yüzden de kesinlikle esmer pirinci öneriyoruz arkadaşlar.

Ek olarak esmer pirinç tükettiğimizde bağırsak sistemimiz daha rahat çalışacağı için kan bağırsaklarda oyalanmadan vücudun diğer işlevlerini yerine getirecektir. Bu da ne demek oluyor? BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZ güçlenecektir!

Aynı zamanda bizler her zaman öğünlerinizi tüketirken iyice çiğneyerek tüketin diye sürekli uyarılarda bulunuyoruz. Esmer pirinç iyi çiğnenerek tüketildiği zaman kanımızda bulunan seratonin ve depominhormanlarının birbiri arasındaki dengesini destekleyerek duygusal anlamda denge halinde olmamızı sağlıyor!

Evet sevgili danışanlarım!

Şimdi hepinize bir sonraki öğününüzde pirinç pilavı yapmak gibi bir düşünceniz varsa bunu esmer pirinçten yana değerlendirmenizi tavsiye ediyorum. 1/2 veya 1/2,5 gibi oranlarla istediğiniz miktarda su ekleyip en az 45 dakika kısık ateşte pişirebilirsiniz.

Şimdiden afiyet olsun!

Categories Kilo Alma

Ramazan Geldi !

Ramazan Geldi !

Öncelikle oruç tutanlara ve de sahura kalkıp en doğrusunu yapanlara kocaman kucak dolusu merhabalar!Ramazan ayında gün içerisinde bu sene yaklaşık olarak 16 saat aç kalıyoruz ve bir şekilde gereksinim duyulan besin maddelerini almamız şart.

Bunun için de sahura kalkmak ve ramazan da olsa iftar ve sahur arasında öğün sayılarımızı arttırmak çok önemli. Mutlaka iftardan sonrasında sahura kadar ara öğün planı oluşturmalı ve bunlara uygun olarak beslenmeliyiz.

Aslında bir çok kişinin yaptığı hatalar arasında en sık karşılaştığımız problem şu ki ramazan ayında iftar yemeğinde yemeği de suyu da biraz fazla kaçırıyoruz. Ve yine bu sebepten dolayı sahura kadar şişen karnımız bizlere ara öğün imkanı tanımıyor.

Sevgili danışanlarım! “Diyet sağlıklı beslenme planımızdır” diye boş yere söylemiyoruz. Yani bizler eğer yanlış bir şekilde besleniyorsak, hatta bir örnek üzerinden bahsedecek olursak; iftarda çok yemeye, ara öğün yapmamaya, sahura kadar zaten doldurduğumuz midemizi her hangi bir şekilde ara öğüne alıştırmamaya alıştıysak zaten yanlış besleniyoruz demektir. Ve doğru beslenme şekline geçtiğinizde iftarda nasıl az yiyelim hocam diye sormanız çok çok normal oluyor. Beynimizi ve vücudumuzu doğru beslenme şekline alıştırdığımız zaman iftarda çok yeme eğilimimizin de önemli ölçüde azaldığını mutlaka göreceğiz.

Normalde günlük tüketmemiz gereken su miktarı ramazan ayında biraz azalıyor maalesef. Bunun en büyük sebebi de yine yukarda bahsettiğim gibi midemize birden yüklenmek ve midemizde su içecek yerin kalmaması. Bir diğer sebep olarakta ramazan da sofralarımızı süsleyen ve aslında sağlığımızı oldukça tehdit eden “bazı” içecekleri tüketip sıvı ihtiyacımızı karşılıyoruz. Ama aslında su ihtiyacımız olduğu gibi kalıyor.

Bu yüzden mümkün olduğu kadar özellikle de ramazan aylarında sofralarımızı esir alan kola gibi asidik içeriği yüksek ve şeker oranı üst seviyelerde olan içecekleri evlerimizden uzak tutmamız şart. Ve emin olun aslında o tarz içecekler yerine sıvı ihtiyacınızı su ile karşıladığınız zaman vücudunuz o içeceğe gereksimi varmış gibi davranmayı bırakacaktır.

Diğer bir önemli husus ise sahurda nasıl beslenilmesi gerektiği konusunda hala danışanlarımızın aklında soru işaretlerinin kalmış olması. Öncelikle şunu önemle belirtmek gerekir ki sahur demek 16 saatlik bir açlığa başlangıç için hazırlık demektir. Tabii ki işin manevi boyutu daha farklı olarak yorumlanabilir. Sahurda kesinlikle ve kesinlikle protein ağırlıklı gıdaların tüketilmesinin gerekliliğinden bahsetmek istiyorum.

Yani mutlaka; yumurta, peynir, süt ve süt ürünlerine sofralarımızda yer vermemiz gerekiyor ki gün içerisinde kan şekerimizin erkenden düşmesinin önüne geçebilelim. Tabii ki bunun faydası yalnızca kan şekerinin düşmesi açısından değil. Protein açısından zengin besinler bizlerin gün içerisinde biraz daha geç acıkmasını sağlayacak olan çok çok değerli besinlerdir. Örneğin sahur sofranızda mutlaka;

  • Haşlanmış yumurta
  • Ekmek
  • Süt, yoğurt, ayran veya kefir
  • Peynir
  • Zeytin
  • Bolca Su

bulundurmaya özen gösterin. Tabii ki burda yazanlar bir diyet menüsü olarak düşünülmemelidir. Ama en azından öneri olarak tavsiye edebileceğimiz en doğru besin maddeleri diyebiliriz. Ancak bana sorarsanız sahur sofranızda mutlaka yoğurt olsun derim. Ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmeden de uzak durmanızı tavsiye ederim. Yani bal, reçel, pekmez, marmelat, pasta, kek, kurabiye, çikolata gibi gıdaları mümkün olduğu kadar tüketmemeye çalışalım.

Ve lütfen dikkat!

İftarda tıka basa yememek ve iftar ve sahur arasında mutlaka ara öğünlere yer vererek her zaman tavsiye ettiğimiz az az – sık sık ilkesini uygulamak en doğru olanı.

“İyi de hocam ben ramazan da kilo alıyorum!” diyenleri duyar gibiyim. Sizler de tatlılarınızı şerbetlilerinden yağlılarından seçmeyin ve her akşam tatlı yemek zorunda olmadığınızı da bir anlayın bir zahmet.   Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıları tüketmeye özen gösterin. Ve haftada iki defadan fazlası olmasın lütfen! İftardan sonra da düşük tempolu yürüyüşler yapabilirsiniz. Ve bence yapın da!