• İletişim: 0242 248 71 61
Open

Category Archives: Hastalıklarda Diyet

Categories Besinler, Hastalıklarda Diyet, Obezite, Sağlık, Sporcu Beslenmesi

Koenzim Q10 ve Faydaları

Koenzim Q10 Nedir?

Koenzim Q10 hücrelerimizde enerji üretmeye yardımcı bir bileşiktir. Enerji metabolizmasında başlıca görev alan bileşenler arasındadır. Koenzim Q10 ayrıca hücrelere ve DNA’ya zarar verebilecek serbest radikallerle savaşmaya yardımcı olan güçlü bir antioksidan olarak işlev görür. Hastalığa neden olan bakterilerden veya virüslerden korur. Vitamin benzeri olan koenzim Q10,  yağda çözünebilir ve her hücrede bulunabilir. Bununla birlikte en yüksek konsantrasyonlar; kalp, böbrekler, akciğerler  ve karaciğer gibi en büyük enerji talep eden organlarda bulunur. Bu bileşen gıdalarda doğal olarak bulunmakla birlikte takviye olarak da alınabilir.

Koenzim Q10 Eksikliğinin Nedenleri Nelerdir?
Koenzim Q10 üretimi yaşa bağlı olarak azalır. Böylece, özellikle yaşlı bireylerin koenzim Q10 seviyesi düşme eğilimindedir. Koenzim Q10 eksikliğinin sebepleri;
-Koenzim Q10 sentezinde veya kullanımında genetik bozukluklar,
-Bir hastalığın sonucu olarak dokuların artan talepleri,
-Mitokondriyal hastalıklar,
-Yaşlanma nedeniyle oksidatif stres,
-B6 vitamini eksikliği gibi eksikliklerdir.

Koenzim Q10’in Faydaları Nelerdir?

1-Kalp Yetmezliği Hastalığının Tedavisinde Yardımcıdır
Kalp yetmezliği, genellikle koroner arter hastalığı veya yüksek tansiyon gibi diğer kalp rahatsızlıklarının bir sonucudur. Bu durum artmış oksidatif hasara, damar ve arterlerin inflamasyonuna yol açabilir. Kalp yetmezliği, kalbin düzenli olarak kasılamadığı, rahatlayamadığı veya vücuda kan pompalayamadığı noktaya geldiğinde oluşur. Daha da kötüsü kalp yetmezliğine yönelik bazı tedaviler, düşük tansiyon gibi istenmeyen yan etkilere sahipken, bazıları da Koenzim Q10 seviyelerini daha da azaltabilir. Kalp yetmezliği olan 420 kişiden oluşan bir çalışmada, CoQ10 ile iki yıl tedavi, semptomlarını iyileştirmiş ve kalp problemlerinden ölme riskini azalttığı bulunmuştur.

2-Koenzim Q10 Doğurganlığı Artırmaya Yardımcı Olur
Kadınların doğurganlığı yaşa bağlı yumurta sayısının ve kalitesinin düşmesi nedeniyle yaşla birlikte azalır. Yaşlandıkça, Koenzim Q10 üretimi yavaşlar ve vücudun yumurtaları oksidatif hasardan korumada daha az etkili olmasını sağlar. Koenzim Q10 takviyesi ile, yumurta kalitesi ve miktarındaki yaşa bağlı bu düşüşü tersine çeviebilirsiniz.. Benzer şekilde erkeklerde sperm miktarı, oksidatif hasarın etkilerine duyarlı olup yaşla birlikte sperm sayısı azalır veya sperm kalitesi düşer. Bazı çalışmalar, Koenzim Q10 takviyesinin, antioksidan korumayı artırarak sperm kalitesini, aktivitesini ve konsantrasyonunu artırabileceği sonucuna varmıştır.

3- Cildinizin Genç Kalmasına Yardımcı Olabilir
Cildiniz vücudunuzdaki en büyük organdır ve yaşlanmaya katkıda bulunan zararlı ajanlara geniş ölçüde maruz kalır. Bu ajanlar iç veya dış olabilir. Bazı iç zarar verici faktörler arasında hücresel hasar ve hormonal dengesizlikler bulunur. Dış faktörler, UV ışınları gibi çevresel ajanları içerir.
Koenzim Q10’i doğrudan cilde uygulamak, cilt hücrelerinde enerji üretimini artırarak ve antioksidan korumayı teşvik ederek iç ve dış ajanların verdiği hasarı azaltabilir. Aslında, doğrudan cilde uygulanan CoQ10’un UV ışınlarının neden olduğu oksidatif hasarı azalttığı ve hatta kırışıklıkların derinliğini azalttığı gösterilmiştir.

4- Baş Ağrısını Azaltabilir
Anormal mitokondriyal fonksiyon, hücrelerin artmış kalsiyum alımına, aşırı serbest radikal üretimine ve antioksidan korumanın azalmasına yol açabilir. Bu, beyin hücrelerinde ve hatta migrenlerde düşük enerjiye neden olabilir. Koenzim Q10’ın temel olarak hücrelerin mitokondrilerinde yaşadığından, mitokondriyal fonksiyonu iyileştirdiği ve migren sırasında oluşabilecek iltihabı azaltmaya yardımcı olduğu gösterilmiştir. Yapılan bir çalışmada, Koenzim Q10 takviyesinin 42 kişide migren sayısı azaltma konusunda plasebodan üç kat daha etkili olduğu saptanmıştır. Daha büyük bir çalışma, Koenzim Q10 ile tedaviden sonra düşük Koenz,m Q10 seviyesine sahip 1550 kişinin daha az şiddetli baş ağrısı yaşadığını göstermiştir. Dahası, Koenzim Q10’un sadece migreni tedavi etmeye yardımcı olmadığı, aynı zamanda migreni önleyebileceği de görülmektedir.

5- Egzersiz Performansını Artırmaya Yardımcı Olur
Oksidatif stres kas fonksiyonunu etkileyebilir ve bu nedenle egzersiz performansını etkileyebilir. Benzer şekilde, anormal mitokondriyal fonksiyon kas enerjisini azaltabilir, bu da kasların etkili bir şekilde kasılmasını ve egzersizi sürdürmesini zorlaştırabilir. Koenzim Q10 hücrelerde oksidatif stresi azaltarak ve mitokondriyal fonksiyonları iyileştirerek egzersiz performansına yardımcı olabilir. Aslında, bir çalışmada Koenzim Q10’un fiziksel aktivite üzerindeki etkileri incelenmiştir. 60 gün boyunca günde 1200 mg Koenzim Q10 takviyesi kullanan kişilerde oksidatif stresin azaldığı gösterilmiştir. Bu şekilde Koenzim Q10 egzersiz sırasında gücü arttırmaya ve yorgunluğu azaltmaya yardımcı olabilir.

6- Diyabet Tedavisine Yardımcı Olur.
Oksidatif stres, hücre hasarını tetikleyebilir. Bu da, diyabet gibi metabolik hastalıklara neden olabilir. Anormal mitokondriyal fonksiyon ayrıca insülin direncine de etkiler. Yapılan farklı çalışmalarla Koenzim Q10’un insülin duyarlılığını artırdığı ve kan şekeri düzeylerini düzenlediği gösterilmiştir. Koenzim Q10 takviyesi kullanmak, kandaki Koenzim Q10 konsantrasyonlarının tipik olarak bu bileşiğe düşük seviyelerde sahip olan diyabetli kişilerde üç kata kadar artmasına yardımcı olabillir. Ayrıca Koenzim Q10, yağların parçalanmasını teşvik ederek ve obezite ya da tip 2 diyabetlere yol açabilecek yağ hücrelerinin birikimini azaltarak diyabetin önlenmesine katkı sağlayabilir.

7- Kanser Önleyici Bir Role Sahiptir
Oksidatif stresin hücre hasarına neden olduğu ve işlevlerini etkilediği bilinmektedir. Vücudunuz oksidatif hasara karşı etkili bir şekilde savaşamazsa, hücrelerinizin yapısı zarar görebilir ve kanser riskiniz artar. Yapılan çalışmalarda kanser hastalarının daha düşük koenzim Q10 seviyelerine sahip olduğu gösterilmiştir. Düşük koenzim Q10 seviyeleri % 53.3 oranında daha yüksek bir kanser riski ile ilişkilendirilmiştir ve çeşitli kanser türleri için kötü bir öngörüye işaret etmektedir. Koenzim Q10 hücreleri oksidatif stresten korur ve hücresel enerji üretimini teşvik edebilir.

8- Koenzim Q10 Beyin Sağlığına Olumlu Etki Eder
Mitokondri, beyin hücrelerinin ana enerji kaynağıdır. Mitokondriyal fonksiyon yaşla birlikte azalma eğilimindedir. Toplam mitokondriyal disfonksiyon, beyin hücrelerinin ölümüne ve Alzheimer ya da Parkinson gibi hastalıklara yol açabilir. Beyin, yüksek yağ asidi içeriği ve yüksek oksijen ihtiyacı nedeniyle oksidatif hasara çok duyarlıdır. Bu oksidatif hasar hafıza ile bilişsel ve fiziksel fonksiyonları etkileyebilecek zararlı bileşiklerin üretimini artırır. Koenzim Q10, bu zararlı bileşikleri azaltabilir, Alzheimer ve Parkinson hastalığının ilerlemesini yavaşlatabilir.

9- Koenzim Q10 Akciğerleri Korur
Tüm organlarınız arasında, akciğerleriniz oksijenle en çok temasta bulunan organdır. Bu durum onları oksidatif hasara karşı çok hassas hale getirir. Akciğerlerde artan oksidatif hasar ve düşük koenzim Q10 seviyeleri de dahil olmak üzere zayıf antioksidan koruma, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi akciğer hastalıklarına neden olabilir. Ayrıca, bu hastalıklardan muzdarip insanlarda daha düşük seviyelerde koenzim Q10  görülmüştür. Bir çalışma, Koenzim Q10 takviyesinin, astımı olan kişilerde enflamasyonu azalttığını göstermiştir.


Koenzim Q10’ın Gıda Kaynakları

Koenzim Q10 yiyeceklerde bulunur ancak takviye olarak da alabilirsiniz.

Aşağıdaki yiyecekler Koenzim Q10 içerir:
Organ etleri: Kalp, karaciğer ve böbrek
Bazı kas etleri: Sığır eti ve tavuk
Balıklar: Alabalık, ringa balığı, uskumru, somon ve sardalya
Sebzeler: Ispanak, karnabahar, patates ve brokoli
Meyve: Portakal, elma ve çilek
Baklagiller: Soya fasulyesi, mercimek
Kuruyemiş ve tohumlar: Susam ve antep fıstığı
Yağlar: Soya ve kanola yağı


Kaynaklar;

1-P. Ercan, Sedef Nehir El, “Bioavailability and Importance of Coenzyme Q10 in Nutrition and Health” Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, İzmir, (2010).
2- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/25126052
3- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/26512330
4- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/25282031
5- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24578993



Hazırlayan:
Stj. Dyt. Buket Dönmez
Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti, Bölgesel İncelme, Dash Diyeti, Detoks, Diyet, Düşük Kalorili Diyetler, Gaps Diyeti, Hastalıklarda Diyet, Kabızlık, Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Esmer Pirinç Mucizesi

Tekrar Merhabalar benim güzel ve sağlıklı online ailem!

Bugün biraz da esmer pirinç nedir konusundan bahsedelim istiyorum ve kesinlikle herkesin sofralarında yer vermesi gereken bir gıda olduğunu düşünüyorum. Hatta ve hatta beyaz pirinç yerine esmer pirinci hayatımıza sokmamızda fayda var diyebilirim. Tabii ki ulaşılabiliyorsa demekte de fayda var. Yani “hocam bulunduğumuz yerleşke de bulmamız çok zor ama!” diyen danışanlarım için elbetteki başka alternatiflerini de sizlerle daha sonrasında paylaşacağım.

Peki nedir bu beyaz pirinç düşmanlığı?

Aslında buna tam olarak düşmanlık da dememek gerekiyor. Fakat kıyaslama yapıldığında beyaz pirincin esmer pirince nazaran biraz düşük not aldığını söyleyebiliriz. Peki nedir bu düşük notun sebebi? Buna en basit örneği verecek olursak, posa içeriğinden bahsetmek en doğru olanı olacaktır.

Evet! Posa içeriği açısından maalesef beyaz pirinç bizlere pek iyi bir sonuç vermiyor. 100 gram pişmiş esmer pirincin posa oranı yaklaşık olarak 1,8 gram iken, 100 gram pişmiş beyaz pirincin posa oranı yaklaşık olarak 0,4 gram!

Peki bu ne anlama geliyor?

Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için diyet posasının ne anlama geldiğini biraz irdelememiz gerekiyor. Basit anlamda bakıldığında diyet posasının tanımı: “Besinlerin sindirilmeyen kısmı”. Veya biraz daha ayrıntılı olarak tanımladığımızda “Bitki hücrelerini oluşturan nişasta dışındaki (dirençli nişasta haricinde) sindirilmeyen polisakkarit veya oligosakkaritler, lignin oluşan karışım.” Evet ama bu posa bizlerin vücudunda ne gibi bir görev üstleniyor? Neden posa miktarı diyet için vazgeçilmez bir konu olmuş?

Sevgili danışanlarım! Diyet posasının bizler için en önemli etkinliği enerji yoğunluğunun düşük olması ve midede uzun süre kalabilmesi (yani mide boşalmasını geciktirmesi) ve bu yüzden de bizleri tok tutması diyebiliriz. Yani posa içeriği düşük olan gıdalarla beslenen bir kişi posa içeriği olması gereken kadar beslenenlere kıyasla daha çabuk acıkacaktır ve posa açısından fakir beslendiği için daha fazla kalori alacak, bunun beraberinde de kilo kontrolü daha da zorlaşacaktır.

İşte bu yüzden tercih ettiğimiz besinlere dikkat ettiğimizde yani en azından konumuzla alakalı olarak beyaz pirinç yerine, esmer pirinç tüketmeye başladığımızda diyetimizdeki posa miktarını arttırmış ve kilo kontrolümüzü bir bakıma sağlamış oluyoruz.

Esmer pirincin bir diğer faydası ise özellikle de diyabet hastalarımızı yakından ilgilendiriyor. Esmer pirincin kepek içeriğinin yüksek olması dolayısıyla içerisinde bulunan karbonhidrat kana daha yavaş nüfuz ediyor. Bu da kan şekeri düzensizliklerinin önüne geçiyor. Diyabet hastalarımızın bir çoğunda gözlemlediğimiz bu kan şekeri dengesizliğinin yegane sebeplerinden bir tanesi de hemen her gün sofralarımızda bulunan beyaz pirinç gibi glisemik indeksi yüksek gıdalar diyebiliriz.

Esmer pirinçte bulunan kepek; yalnızca kan şekerinin düzenlenmesinde değil, kilo problemi ve tansiyon gibi yine kan şekerine bağlı rahatsızlıklarında önüne geçilmesinde de rol alıyor.

Peki hocam bu esmer pirincin kepeği gittiğinde yani beyaz pirinç olduğunda ne oluyor? Ne gibi değişiklikler meydana geliyor?

Pirincin (tam pirincin) kepeği alındığında maalesef şu özelliklerini yitirmekte arkadaşlar:

  • B3 vitamininin % 67’si
  • B1 vitamininin % 80’i
  • B6 vitamininin % 90’ı
  • Magnezyumun % 50’si
  • Fosforun % 50’si
  • Demirin % 60’ı
  • Sindirime yardımcı olan elyafın neredeyse tamamı
  • Ve yağ asitlerinin tamamı

Bunları okuduğunuz zaman “yahu biz ne yiyoruz ki hiç birşey kalmamış içinde” dediğinizi duyar gibiyim. İşte bu yüzden de kesinlikle esmer pirinci öneriyoruz arkadaşlar.

Ek olarak esmer pirinç tükettiğimizde bağırsak sistemimiz daha rahat çalışacağı için kan bağırsaklarda oyalanmadan vücudun diğer işlevlerini yerine getirecektir. Bu da ne demek oluyor? BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZ güçlenecektir!

Aynı zamanda bizler her zaman öğünlerinizi tüketirken iyice çiğneyerek tüketin diye sürekli uyarılarda bulunuyoruz. Esmer pirinç iyi çiğnenerek tüketildiği zaman kanımızda bulunan seratonin ve depominhormanlarının birbiri arasındaki dengesini destekleyerek duygusal anlamda denge halinde olmamızı sağlıyor!

Evet sevgili danışanlarım!

Şimdi hepinize bir sonraki öğününüzde pirinç pilavı yapmak gibi bir düşünceniz varsa bunu esmer pirinçten yana değerlendirmenizi tavsiye ediyorum. 1/2 veya 1/2,5 gibi oranlarla istediğiniz miktarda su ekleyip en az 45 dakika kısık ateşte pişirebilirsiniz.

Şimdiden afiyet olsun!

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti, Bölgesel İncelme, Dash Diyeti, Detoks, Diyet, Düşük Kalorili Diyetler, Gaps Diyeti, Hastalıklarda Diyet, Kabızlık, Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Obezite, Ödem Problemi, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Diyetisyenler Günü

Diyetisyenler Günü

Yazıma başlamadan önce bütün meslektaşlarımın diyetisyenler gününü en kalbi duygularımla kutluyorum. Bu mükemmel ve bir o kadar da zor olan mesleği hakkıyla yerine getiren bütün meslektaşlarıma selam olsun.

Diyetisyen kimdir? Diyetisyen nedir? Ne iş yapar?

Öncelikle biz diyetisyenler olarak birçok zorlukla mücadele ettiğimizi söylemekte fayda var. “Peki hocam nedir bu zorluklar?” diyecek olursanız eğer, sizlere kısaca piyasadaki “diyetisyencilik” oynayan bazı kişileri söyleyebilirim. İnanın birçok kişi kendini 1 haftalık bir araştırmayla diyetisyen yerine koyuyor ve bizim okuduğumuz bölümde katlandığımız zorlukları, onlarca günlük stajlarımızı, tez hazırlamamızı hiçe sayarak gerek sosyal medya üzerinden gerekse kendi blog’larından diyetisyenlik taslarcasına paylaşımlarda bulunuyor.

Tabii ki de her paylaşıma değil tepkimiz. Her ne olursa olsun bir kişi doğru bir paylaşım yapıyorsa elbette desteklenmelidir. Fakat öyle paylaşımlara denk geliyoruz ki bazen, gerçekten bu paylaşımları okuyan insanlar uygularsa halleri ne olur acaba diye düşünmeden edemiyoruz. Örnek verecek olursak, özellikle fitness salonlarındaki antrenörlerin “kahvaltıda 10 yumurtayı 250 gram kıymaya kır ye!” benzeri önerileri inanın bizleri çileden çıkartıyor.

Sizlere kendi yaşadığım bir olayı aktarayım. Bir fitness salonuna kayıt yaptırmak için gittiğimde antrenörüm benimle sohbet etmeye başladı. Benim de zaten daha öncesinden 5 yıllık bir profesyonel sporculuk geçmişim olduğu için muhabbet derinleştikçe derinleşti.

En sonunda ne işle meşgulsünüz dediğinde “diyetisyenim” cevabını verdim. 2-3 saniye sessizlikten sonra antrenör bana “ben de üniversitede beslenme dersi almıştım, burada da sizlere bişeyler ayarlarız” cevabını verdi. Şaşırdım ilk önce, aslında bu bana ve mesleğime onca yılıma bir hakaret sayılırdı. Sonra yineledim, “ben diyetisyenim, ve dilerseniz burdaki sporcularınızın ‘doğru beslenmesine’ yardımcı olabilirim” dedim. Sonrasında da zaten üyeliğim bittikten sonra bir daha o fitness salonuna adımımı atmadım.

Henüz bünyesinde diyetisyen bulundurmanın gerekliliğini bile kavrayamamış insanlar gerçek diyetisyenleri her daim aşağı görmekte. Ancak şu unutulmamalıdır ki gerçek diyetisyen demek bütün alanlarda bireylerin doğru olarak nasıl beslenmesi gerektiğini belirleyen kişidir.

Sonuç olarak bizler bu zorlu mücadele içerisinde siz danışanlarımıza hizmet vermekle birlikte, birçok kişi veya kurumla da muhattap olmak zorunda kalıyoruz. Fakat her zaman dediğimiz ve hemen her meslektaşımın da bana katılacağı konu şu ki; “danışanlarımızın yüzündeki gülümseme buna değer”.

Ne mutlu mesleğini severek yapan diyetisyenlerimize, ne mutlu gerçek diyetisyenlerle tanışmış danışanlara.