• İletişim: 0242 248 71 61
Open

Category Archives: Diyet

Categories Besinler, Diyet, Zayıflama

KUŞBURNU

Hepimizin yakından tanıdığı kuşburnu, zorlu doğa şartlarına karşı dirençli, çalı formunda, çok yıllık bir bitkidir. Ülkemizin bütün bölgelerinde doğal olarak yetişmektedir ve dünya üzerindeki 100 çeşidinden 27 tanesi ülkemizde bulunmaktadır.

Kuşburnunu meyvelerinden marmelat, reçel, meyve suyu ve hepimizin bir kere de olsa tadına baktığı çayı yapılmaktadır.

C vitamini değeri oldukça yüksek olan kuşburnunda ortalama bir limondan 60 kata kadar daha fazla C vitamini vardır. Aynı zamanda kış aylarında tükettiğimiz portakal ve mandalinaya da fark atıyor. Özellikle antioksidan etkisinden dolayı tüketilen kuşburnu, soğuk algınlığı başta olmak üzere pek çok hastalığa karşı bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor.

Halk ilacı olarak da bildiğimiz kuşburnu eski zamanlardan beri hastalıkların tedavisinde kullanılan bir bitkiydi peki gerçekten halk ilacı adıyla anılan kuşburnu adının hakkını veriyor mu bir bakalım.

Kuşburnunun Faydaları

  • Yapılan klinik çalışmalarda düzenli kuşburnu tüketimi osteoartrit ve romatoid artrit rahatsızlıklarına iyi geldiği ve bu rahatsızlıklar da önemli iyileşmeler olduğu görülmüştür.
  • Eklem ağrıları ve kireçlenme problemi yaşayan hastaların ağrılarında azalma sağlar.
  • Kuşburnunda yüksek miktarda bulunan C vitamini antioksidan etki göstererek oksidatif hasar sonucu meydana gelebilecek kanser türlerinin oluşumunu önlemekte ve bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Ayrıca içeriğinde bulunan C vitamini deri, bağ ve kıkırdak dokusundaki kollejen onarımını sağlamaktadır.
  • Kuşburnunda bulunan çoklu doymamış yağ asitleri kan basıncını, kan vizkozitesini(akışkanlığı), beyin fonksiyonlarını düzenlemekte, ayrıca kardiyovasküler hastalıklar, ateroskleroz (damar sertliği), inflamasyon (iltihap) ve diyabeti önlemektedir.
  • Yapılan çalışmalarda kuşburnu içeriğindeki karotenoidler mide ve duodenal ülserin yüzde 80-90 oranında etken ajanı olan Helicobacter pylori bakterisinin gastrointestinal sistem mukozasına yapışmasını engelleyerek ülseri önlemektedir
  • Yapılan araştırmalarda kuşburnu çayının kan basıncını düşürdüğü ve yüksek tansiyonu olan hastalarda olumlu sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir
  • İçeriğinde bulunan antioksidantlar sayesinde cildi sıkılaştırıyor ve yaşlanmayı geciktiriyor.
  • Müshil ve idrar söktürücü özelliği vardır.

Kuşburnundaki C vitaminini en yüksek düzeyde alabilmemiz için çay olarak tüketmekte fayda var. Nedenini söyleyecek olursak marmelat ve reçel saatlerce kaynatılarak yapılmaktadır ve bu kaynatma işleminde C vitamini miktarı çok azalmaktadır. Kuşburnu çayındaki C vitaminini en fazla miktarda alabilmemiz için demlendikten en fazla 3 dakika sonra tüketmeye çalışalım.

Tabi ki bilmemiz gereken önemli bir şey mucizevi bir besin yoktur ama mucizeler yaratmak için bizlere yardımcı olan fonksiyonel besinlerimiz vardır kuşburnu da bunlardan biridir.

Categories Diyet, Kahvaltı, Kilo Alma, Sağlık, Zayıflama

Kahvaltı

Öyle bir öğün düşünün ki bizim için çok önemli olan, güne gayet enerjik ve motiveli başlamamızı sağlayan. Sanırım sizler de kahvaltıdan bahsettiğimi anladınız. Güne kahvaltısız başlayamam diyenler, sabah canım hiçbir şey yemek istemiyor diyenler hepinizi buraya alalım efendim. Bu öğün neden bizim için bu kadar önemli ki? Diye soruyorsanız hemen cevaplayalım.

Gece boyunca metabolizma hızımız yavaşlar. Sabah yapılan kahvaltı ile de metabolizma yeniden hızlanmaya başlar. Eğer kahvaltı öğününü atlarsak vücudumuz uzun süre besinsiz kaldığı için sonraki öğündeki yiyecekleri yağ olarak depolar. Bu da sağlıksız yağlanmaya ve kilo alımına neden olabilir. Ve bu da bizlerin asla istemediği bir durumdur. Kilo alımının yanı sıra çocuklarımızın gelişim süreçleri için de büyük önem taşır.

Bu sürecin sağlıklı bir şekilde geçmesi için gerekli olan karbonhidrat, yağ, protein ve vitaminlerin yeterli ve düzenli beslenme ile sağlanması gerekir. Bunun için de düzenli kahvaltı alışkanlığının çocuklarımıza kazandırmamız gerekir. Sabahları yaşanılan açlık çocuklarda öğrenme problemlerine ve kas kordinasyonların azalmasına neden olabilir. Kahvaltı öğünümüzün hem bizler hem de çocuklarımız için önemini anladık sanırım. Ve bu konuda da sık yaptığımız hatalardan biri de işe geç kaldığımızda ya da çabucak yenebildiği için kahvaltıda simit, poğaça tercih etmek. Kahvaltımızda sadece bunları tüketmek kan şekerimizi birden yükseltir ve aniden düşürür. Bu yüzden uzun süre bir tokluk sağlayamaz bize.

Gelin bir bakalım bu öğünde ne gibi sağlıklı tercihler yapabiliriz?

  • Yumurta kahvaltımızın en önemli besinidir. Bizi gün içerisinde tok tutar ve güzel bir protein kaynağıdır. Bunu isteğimize bağlı olarak omlet olarak da tüketebiliriz. Ve omlet yaparken içerisine havuç, brokoli ya da soğan gibi sebzeler ekleyebiliriz.  Bu sadece omletinize tat katmak için değil, aynı zamanda vücudumuza mineral ve vitamin sağlamak için faydalı olacaktır.
  • Mevsim sebzeleri kahvaltılık için yararlı bir alternatiftir. Domates, salatalık, biber gibi yiyecekler kahvaltımızda çiğ olarak tüketebiliriz.
  • Zaman sıkıntısı varsa eğer kahvaltılık gevrekler bizim kurtarıcımız olabilir. Lezzetli ve pratik olmasının yanında lif oranı yüksek olduğu için oldukça yararlıdır. Süt veya yoğurtla tükettiğimiz kahvaltılık gevrekler gerekli protein ve minerali almamızı sağlar.
  • Eğer ben hiç öyle gevrekler ile uğraşamam ama zamanımda yok diyorsanız sizlere bir diğer önerimiz tam buğday ekmeğimizle yaptığımız tostlar olacaktır. İçerisine kaşar, beyaz peynir ekleyerek yanında da domates, salatalık ve mevsim yeşillikleriyle tüketebilirsiniz.

 

  • Klasik kahvaltılardan sıkıldıysak ve birazcık da zamanımız varsa tam buğday unu veya kepek unuyla yapılan o lezzetli ve fit poğaçaları yapabilir yanında da yine peynir, mevsim yeşillikleriyle tüketebiliriz.

Evet efendim bizce de kesinlikle kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var. Önerilerimizi denerseniz bunu sizler de fark edeceksiniz Bizler her zaman sizin sağlığınızı korumak ve geliştirmek için buradayız. Ve sizlere bir telefon kadar da yakınız.

Sağlıklı ve mutlu günler dileriz.

Categories Aşırı Kilo, Diyet, Fenilketonüri

Fenilketonüri

Merhabalar sevgili takipçiler. En son yaptığımız oylama sonucunda fibromiyaljiden bahsetmiştik. Ama fenilketonüriden de bahsetmemizi isteyen takipçilerim olmuştu. İşte tam da bu yüzden bugünki konumuz fenilketonüri. Adını PKU olarak da duyabileceğimiz bu hastalık protein metabolizmasından kaynaklanan ve bu geni taşıyan anne babalardan çocuklara geçen kalıtsal bir hastalıktır.

Fenilketonüri proteinli besinlerde bulunan fenilalaninin sindirilememesinden kaynaklanmaktadır. Fenilalaninin sindirilemediği için kanda birikir ve bebeklerde beyinde harabiyete, zeka geriliğine yol açabilir.

Peki tedavisi mümkün müdür ?

Elbette mümkündür ama her hastalıkta da söylediğimiz üzere erken teşhis bu hastalık için de çok önemlidir. Yenidoğan bebekten alınan topuk kanı ile teşhis edilebilen bu hastalık bebeklerde zeka geriliğine sebep olmadan tedavi edilebilir.

Yenidoğan taramasında saptanan fenilketonüri tedavisine ilk 20 gün içerisinde başlanmalı. Bu tedavi diyet tedavisini de içermeli.Diyet tedavisine çocuğun yaşı, boyu, kilosu ve kan tahlilleri incelenerek başlanır ve yaşam boyunca da bu tedaviye devam edilir.

Fenilketonürili çocukların tüketmemesi gereken, sınırlı miktarda tüketebileceği ve serbest tüketebileceği besinler ve besin grupları vardır. Bu konuda hem aile hem de çocuk bilinçlendirilmelidir.

Şimdi bakalım neleri tüketmemeleri gerekiyormuş PKU’lu bireylerin?

Yasaklar

  • Süt ve süt ürünleri (süt, yoğurt, ayran, cacık, peynir ve çeşitleri, bunlarla yapılan bütün besinler)
  • Yumurta
  • Et ve et ürünleri (kırmızı et, tavuk, balık, hindi eti, salam, sosis, sucuk, pastırma, kavurma, kabuklu deniz ürünleri, midye v.b)
  • Sakatatlar (beyin, karaciğer, böbrek v.b.)
  • Ekmek (buğday, çavdar, yulaf, mısır ekmekleri)
  • Kuru yemiş (fındık, fıstık, leblebi, çekirdek çeşitleri, badem, ceviz)
  • Kuru baklagil (kuru fasülye, nohut, mercimek, iç bakla, soya fasülyesi, kuru barbunya)
  • Hazır besin (kraker, bisküvi, kek, kurabiye, pasta ve yasaklarla yapılmış bütün besinler)
  • Aspartam ve fenilalanin içeren bütün içecek, sakız, yiyecekler.

Sınırlı miktarda tüketilmesi gereken besinler ve besin grupları ;

Sebzeler, meyveler, unlu gıdalar, zeytin, margarin, tereyağı, bal, pekmez, reçel, limonata. Tıbbi Besinler; 
Düşük proteinli içecek, düşük proteinli muhallebi, düşük proteinli tahıl gevreği, düşük proteinli makarna, düşük proteinli pirinç, düşük proteinli un, düşük proteinli ekmek, düşük proteinli gofret, düşük proteinli kurabiye, düşük proteinli bisküvi, düşük proteinli çikolata, düşük fenilalaninli peynir, düşük proteinli irmik ve bunun gibi pek çok ürün tıbbi besin kapsamına girer. Tıbbi besinlerin, içerdiği fenilalanin miktarına göre tüketimi diyetisyeniniz tarafından ayarlanır.

Serbest tüketilebilen besinler ve besin grupları;

Mısır nişastası, sade lokum, sade akide şekeri, çay, ıhlamur, adaçayı, sıvı yağ, çay şekeri, elma suyu, komposto suyu, gazoz, kolalı içecekler.

Bu hastalıkta beslenme tedavisi büyük önem taşımaktadır sevgili takipçiler. Uyguladığımız diyet tedavileri ile amaç kandaki fenilalanin seviyesinin yükselmesini engellemektir. Ve bu yüzden de mutlaka bir diyetisyenden yardım almalısınız bu konuda. O zaman sık duyduğumuz ve benim de çok sevdiğim bir sözle “Besinler ilacınız olsun”  hoşçakalın.

 

Categories Diyet, Fibromiyalji

Fibromiyalji

 

Hastalığın adı fibromiyalji.

Fibromiyalji sendromu, uyku bozukluğu, kaslarda yaygın ağrı ve hassasiyet, aşırı yorgunluk, halsizlik ve sabah tutukluğu ile kendini belli eden kronik yumuşak doku romatizmal ağrı sendromudur. Özellikle vücudun belli noktalarından aşırı hassasiyet ile kendini belli eder.

Toplumun yüzde 3’ünde görülen fibromiyalji sendromu hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir Fibromiyaljili kişilerde irritabl barsak sendromu, kronik baş ağrısı, depresyon, anksiyete, huzursuz bacak sendromu, temporomandibular disfonksiyon, kronik yorgunluk sendromu ve irritabl mesane sendromu gibi bazı semptom ya da sendromlara sık rastlanmaktadır. 

Fibromiyalji belirtileri sebebiyle diğer sendromlarla karıştırılmakta ve tüm bireylerde aynı belirtileri göstermemektedir. Bu sebeple de kesin bir diyet tedavisi bulunmamaktadır. Ama tabi ki de dikkat etmemiz gereken noktalar yok da değil efendim.

Gelin biraz da bunlara bir göz atalım. Eğer bu sendroma sahipseniz uzak durmanız gereken bazı besin ve besin grupları var.İlk olarak aspartan yani doğal tatlandırıcılar bunların başında gelir. Çünkü fibromiyaljili bireylernın çoğu için aspartanla tatlandırılmış olan yiyecekler belirtileri şiddetlendirebilir ve ağrının artmasına neden olabilir.

Uzak durulması gereken 2. besin: MSG (Mono sodyum glutamat) ve nitratlar dahil gıda katkılarıdır. Aspartan gibi ağrıların sıklaşmasına neden olduğu için MSG içeren ürünlerin tüketilmemesi gerekir.

Diğer dikkat edilmesi gereken nokta ise basit karbonhidratlardır. Bunun sebebi ise basit karbonhidratlar tüketildiğinde kan şekerini ani olarak yükseltir ve yine ani olarak düşürür.
Bu da fibromiyaljili bireylerde görülen aşırı yorgunluk ve uyku halini tetikler. Bu yüzden de basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratları tercih etmeliyiz.

Aynı etkiye sahip diyebileceğimiz kafeinden de uzak durmalıyız. Çünkü kafein ilk başlarda uyarıcı olarak etki gösterip daha sonrasında basit karbonhidratlar gibi yorgunluk ve uyku haline neden olmaktadır.
Ve son olarak da dikkat etmemiz gereken husus maya ve glüten tüketimi. Mayalı gıdalar tüketmek vücutta maya mantarlarının çoğalmasına neden olabiliyor ve bu aşırı miktarda bir çoğalmaysa fibromiyaljili bireylerde eklem ve kas ağrılarına sebep olabilir ya da bu ağrıları şiddetlendirebilir.

Glütense glüten hassasiyetini şiddetlendirir. Glüten hassasiyeti de tek başına mide hastalığı ve diğer sindirim sorunlarına yol açar. Fibromiyaljili bireylerdeki bitkinlikle de ilişkisi vardır.
Evet efendim ben fibromiyaljinin semptomlarından ve beraberinde bulundurduğu bazı sorunlardan yola çıkarak sizlere beslenme önerileri sundum.

Yazımın ilk kısmında da bahsettiğim üzere bu öneriler genel önerilerdir. Semptomlarınız farklılık gösterebilir bu durumda da hekim ve diyetisyenden daha detaylı bir yardım alabilirsiniz. Sağlıklı günler dilerim.

Categories Çölyak Hastalığı, Diyet, Kilo Alma, Zayıflama

Çölyak Hastalığı

Merhabalar efendim. Tüm dünyada olduğu gibi bizim de önemli besin kaynaklarımızdan olan tahıllar grubu bazılarımızın tüketimi için pek de uygun olmayabiliyor. Kim bu bazıları? Evet tam olarak da Çölyak hastalarından bahsediyorum. Ne yazık ki tek tedavisi yaşam boyu glutensiz beslenmektir. Ancak günümüzde pek çok sağlıklı birey de glutensiz besleniyor ve bunu destekliyor. Peki buna gerek var mı? Eğer glutene vücudunuz herhangi bir tepki göstermiyorsa yani çölyak hastası değilseniz hiç de gerek yok efendim! Çölyaklılar glutensiz beslenmeli dedik ama nelerde var bu gluten? Hemen sayalım: buğday ve türevleri, arpa, çavdarda bulunmaktadır. Bunların yerine mısır, karabuğday, kinoa, chia tüketebiliriz. Evet nelerden uzak durmamız gerektiğini öğrendik.

Peki aldığım ürünlerde gluten var mı nasıl anlayacağım diyor olabilirsiniz. Şimdi de bunu nasıl anlayacağız ona bir bakalım. Ürün satım alırken aslında hepimizin ama özellikle de çölyaklıların dikkat etmesi gereken en önemli konu “besin etiketi okuma”. Neden bu kadar önemlidir etiket okuma?  Çünkü günümüzde bazı ürünler ticari amaçlar için glutensiz ibaresi bulundursa da gluten içermektedir. İşte tam da bu sebepten dolayı ürünlerin üstündeki “gluten free” yazısına kanmamak ve etiketi okumamız gerekir.

 

Glutenin çölyak hastaları tarafından tüketilmemesi gerektiğini ve bunların yerine geçebilecek alternatif besin maddelerini öğrenmiş olduk.

Peki sağlıklı bireyler de glutenden çölyaklılar kadar kaçmalı mıdır?

Elbette hayır.Gluten sağlıklı bireyler için de sanıldığı kadar büyük bir risk oluşturmamaktadır. Aksine sağlıklı bireylerde gluteni hayatımızdan çıkarmak bazı semptomlara neden olabilir. Bunlara örnek olarak bağırsak florasında bozulma, vitamin mineral emiliminde yetersizlik, villusların kısalması ve birbirine yapışmasını verebiliriz. Işte bu görülen belirtiler ve uzun vadede daha birçok görülebilecek semptomlara karşı sağlıklı bireyler gluteni hayatlarından çıkarmamalılar.

 

Glutensiz yaşam çölyaklılar içindir.Yani sevgili okurlar eğer tüketimi vücudunuza bir zarar vermiyorsa glutenden kaçmayalım. Belki de benim vücudum için ekstra kalori diye düşünebilirsiniz ama bu yanlış bir düşünce olacaktır. Eğer fazla kalori almak istemiyorsanız yeterli dengeli beslenebilir, fast-foodlardan şekerli ve asitli içeceklerden, bol yağlı tuzlu ürünlerden de uzak durabilirsiniz ve bunun için de gluteni hayatınızdan çıkarmanıza gerek yoktur.  Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Categories Besinler, Dash Diyeti, Diyet

Vejetaryenlik ve Beslenme

Merhabalar efendim, son zamanlarda bizlere sıklıkla sorulan ve kafamızda soru işaretleri bırakan bir konudan bahsetmek istiyorum.

Evet bugünkü konumuz vejetaryenlik ve bu beslenme tercihinin sağlığımıza etkileri. Vejetaryenlik denilince akla ilk gelen şey et ve ürünlerini tüketmemektir. Bu tanımımız kısmen doğru olsa da gelin biraz da ayrıntılarına bakalım.

Tanımını yapacak olursak, Vejetaryenlik, bitkisel kaynaklı besinlerin ağırlıklı olarak tüketilmesini içeren bir beslenme tarzıdır. Vejetaryen ise; bitkisel besinleri tüketen, hayvansal besinleri (kırmızı et, tavuk, balık, süt ve sütten yapılan ürünler, yumurta gibi) sınırlı miktarda veya hiç tüketmeyen kişilere verilen isimdir.

Vejetaryenlik de kendi içerisinde tüketilen besin gruplarına göre ayrılmaktadır.

  1. Vegan Diyeti:Hiçbir hayvansal kaynaklı besin tüketilmez. Diyet tahıllar, sebze ve meyve ile kuru baklagillerden oluşur. Tüm dünyada vegan diyeti uygulayanların sayıları oldukça azdır. . Veganların bazıları arıdan sağlandığı için balı, kemiğin kaynatılmasıyla elde edilen jelatini, süt içerdiği için çikolatayı bile reddetmektedirler. Veganlar, hayvansal besinleri yemedikleri gibi hayvandan elde edildiği için yün, ipek, deri gibi giysileri giymez, hayvansal yağ içeren sabunları kullanmazlar.
  2. Lakto vejetaryen diyeti: Bitkisel besinlerle birlikte hayvansal kaynaklı besinlerden süt ve süt ürünlerini tüketirler.
  3. Ova vejetaryen diyeti: Diyette bitkisel besinlerle birlikte yumurta da yer alır. Bunun yanında et ve süt tüketmezler.
  4. Lakto-ova vejetaryen diyeti: Günümüzde en sık uygulanan vejetaryen beslenme şeklidir. Tahıl, sebze, meyve, baklagiller, tohumlar, yemişler, süt ürünleri ve yumurtaya dayanır.
  5. Polo Vejetaryen Diyeti: Bu diyette kırmızı et tüketilmez. Bitkisel besinler yanında hayvansal olarak yalnızca tavuk, hindi gibi kümes hayvanlarını tüketilir.
  6. Pesko Vejetaryen Diyeti: Bu diyette de kırmızı et tüketilmez. Bitkisel besinler yanında hayvansal olarak yalnızca balık çeşitleri, midye su ürünlerini tüketilir.
  7. Semi-vejetaryen Diyeti: Bu diyette de kırmızı et tüketilmez. Sınırlı miktarda tavuk ve balık tüketilir. Semi-vejetaryenler yumurta, süt ve türevlerini istedikleri kadar tüketirler.

Peki vejetaryenliğin seçilme sebepleri nelerdir diyecek olursanız; Sağlık durumları, çevre bilinci ve hayvan refahı faktörleridir. Vejetaryenler seçtikleri beslenme biçiminde ayrıca ekonomik sebepler, ahlaki boyut, dünya açlık sorunları ve dini inançlar gibi sebepleri de gözetirler. Son yıllarda kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker, kanser vb. kronik hastalıklardan korunma amacı ile de vejetaryen beslenme biçimi seçilmektedir.

Vejetaryenliğin türlerini ve tercih edilme sebeplerinden bahsettik. Peki sağlığımız için sakıncaları var mıdır acaba? Diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Sakıncalardan bahsedecek olursak;

  • Vejetaryen olmak demek her zaman sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürüldüğü anlamına gelmez.
  • Vejetaryen bireyler besin çeşitliliklerini iyi ayarlayamazlarsa demir mineralini yetersiz alabilirler. Bunun sonucunda ise demir eksikliği anemisi görülebilir.
  • Vejetaryen diyetlerinde özellikle veganlarda B12 vitamini yetersizliği de anemiye neden olur ve sinir sisteminde geri dönüşü olmayan zararlar verir.
  • Vejetaryen yetişkinler, büyüme çağındaki çocuk ve gençler kalsiyumun iyi kaynakları olan süt ve ürünlerini yetersiz tükettiklerinde kemik sağlıkları riske girebilir.
  • Besin çeşitliliği sağlanamadığı ve B12 vitamini gereksinimini karşılayacak kadar yumurta ve süt gibi hayvansal kaynaklı besinler tüketilmediğinde homosistein yükselir. Homosistein seviyesinin yükselmesi ise kalpdamar hastalıkları için bir risk faktörüdür.

Sakıncalarını öğrendikten sonra da aklımıza farklı bir soru gelebilir. Madem bu kadar eksikliklere yol açıyor neden insanlar vejetaryenliği tercih ediyor? O halde hemen sorunuza cevap olarak sağlığımıza faydalarından da bahsedelim :

  • Vejetaryen diyetler kalp-damar hastalık riskini azaltmaktadır. Hayvansal kaynaklı besinlerin toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksektir. Koroner kalp hastalığının, et yiyenlerde yemeyenlere göre %30 daha sık görüldüğü bildirilmektedir.
  • Vejetaryen diyeti uygulayan bireylerin, karışık beslenenlere, özellikle eti çok tüketenlere göre kan basıncı ve hipertansiyon riski düşüktür. Bu olumlu etki vejetaryen diyetlerinin posa, sebze, meyve ve kurubaklagil gibi bitkisel besinleri fazla içermesinden dolayı kan basıncının düzenlenmesinde etkili olan potasyum, magnezyum ve kalsiyumun çok, tuzun (sodyumun) az alınmasından kaynaklanmaktadır.
  • Vejetaryen diyeti tüketen bireyler, et içeren diyetle beslenen bireylere oranla daha düşük sıklıkta kansere yakalanmaktadır. Vejetaryen diyeti kurubaklagil, ceviz, fındık gibi sert kabuklu meyveler, taze sebze ve meyveler ile saflaştırılmamış tahıl ürünlerinden zengindir. Bu besinler de kansere karşı koruyucu olarak bilinen antioksidan ögelerin (E vitamini, C vitamini, karotenoidler, bioflavonoid ve diğer biyoaktif bileşikler) alımını artırır.
  • Etle beslenenlerde osteoporosize yakalanma riski daha yüksektir. Et gibi yüksek protein içeren besinlerin fazla tüketimi, kemiklerden kalsiyum kaybına neden olabilmektedir. Vejetaryen diyeti, yeterli düzeyde az yağlı süt ürünlerini bulundurduğunda yeterli kalsiyum alımını sağlar ve osteoporosiz riskini azaltır.
  • Vejetaryen diyeti, posadan zengindir. Şeker hastalığı (Diyabet), yüksek posalı diyet uygulayanlarda, düşük posalı diyet uygulayanlara oranla daha az görülmektedir.
  • Vejetaryen beslenme alışkanlığı sürdürenler, böbrek taşları, safra taşları için de düşük risktedirler.

Evet efendim vejetaryenlik sanıldığı kadar zararlı ve vücudumuzda eksikliklere neden olan bir beslenme tarzı değilmiş değil mi?

Eğer vejetaryenseniz beslenmenize çok daha fazla dikkat etmeniz ve hayvansal kaynaklı besinlerden aldığımız vitamin, mineral ve özellikle protein ihtiyacınızı karşılamaya çalışmanız gerekir. Ve bu konuda da bir diyetisyenden profesyonel bir şekilde yardım alarak sağlıklı bir şekilde vejetaryen beslenme düzeninize, eksiklikleri önleyerek devam edebilirsiniz.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Categories Diyet, Kilo Alma

Sibutramin ve Sağlığımıza Olan Etkileri

Merhabalar sevgili takipçiler,
Sizlere hepimizin muzdarip olduğu, bir an önce gitsin de kurtulalım, daha fit ve güzel görünelim dediğimiz fazla kilolarımızla nasıl mücadele edeceğimizi bir önceki yazılarımızda anlatmıştık.

Ve eminim ki hepimiz bu mücadeleyi en kolay şekilde vermeyi isteriz. Bunun için de bizlerin hiç de önermediği, sağlığımıza büyük zararları olan bazı yollara başvurmayı düşünebilirsiniz. Bu yollardan biri de zayıflama ilaçlarıdır. Sizin de aklınıza ufacık da olsa böyle bir düşünce geldiyse ya da kullanıyorsanız buyurun yazımızın devamını okuyun.

Peki kilo vermek uğruna sağlığımızı tehdit eden, daha hızlı kilo verdirme etkisiyle bizlere çok cazip gelen zayıflama ilaçları hakkında neler biliyoruz? Eğer kullanıyorsak da bize ve vücudumuz verdiği zararların farkında mıyız?
Öncelikle bu zayıflama ilaçlarının içerisinde bulunan ‘sibutramin’ adlı etken maddeden bahsetmek istiyorum.

Sibutramin; serotonin, noradrenalin ve daha zayıf bir şekilde de dopamin geri alımını engelleyen ve birçok psikiyatrik yan etkileri olan bir beta feniletilamindir. Kardiyolojik yan etkileri nedeniyle yasaklanmış olmasına rağmen halen internet üzerinden “Zayıflama hapı” adı altında satışı devam etmektedir. Sibutramin, antidepresan özelliğinden dolayı manik veya hipomanik kaymaya(psikolojik ataklar) neden olabilir.

Bunlara ek olarak kan basıncının yükseltme, kalp krizi riskini arttırma ve safra taşı oluşturma, uykusuzluk, ağız kuruluğu, kabızlık gibi yan etkileri de vardır.
Gördüğümüz üzere zayıflama hapları olarak satılan ve kar amacı gütmekten başka bir gayesi olmayan bu ilaçların birçok yan etkisi vardır.
Bizler de diyetisyenler olarak piyasada satılan bu ilaçların kullanımlarını kesinlikle önermiyoruz efendim.
Tabi ki de en kısa sürede ve diyetsiz bir şekilde ideal kilolarımıza ulaşmak kulağa daha hoş gelse de unutmayalım ki bu tür ilaçlar bizim sağlığımızı büyük derece tehdit etmekte.

Eğer kilo vermek için diyet programı uygulamayı bir zorluk olarak görüyorsanız, diyeti bir zorunluluk olarak değil de yaşam tarzı olarak benimsersek işimiz biraz daha kolaylaşacaktır.

Kilo vermek için her zaman da söylediğimiz gibi tek yapmanız gereken sağlıklı yeterli ve dengeli bir beslenme planı uygulamak.

Unutmayın ki bu yolculukta bizler her zaman sizin yanınızdayız.
Çünkü değişim sizinle başlar.

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti, Bölgesel İncelme, Dash Diyeti, Detoks, Diyet, Düşük Kalorili Diyetler, Gaps Diyeti, Hastalıklarda Diyet, Kabızlık, Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Esmer Pirinç Mucizesi

Tekrar Merhabalar benim güzel ve sağlıklı online ailem!

Bugün biraz da esmer pirinç nedir konusundan bahsedelim istiyorum ve kesinlikle herkesin sofralarında yer vermesi gereken bir gıda olduğunu düşünüyorum. Hatta ve hatta beyaz pirinç yerine esmer pirinci hayatımıza sokmamızda fayda var diyebilirim. Tabii ki ulaşılabiliyorsa demekte de fayda var. Yani “hocam bulunduğumuz yerleşke de bulmamız çok zor ama!” diyen danışanlarım için elbetteki başka alternatiflerini de sizlerle daha sonrasında paylaşacağım.

Peki nedir bu beyaz pirinç düşmanlığı?

Aslında buna tam olarak düşmanlık da dememek gerekiyor. Fakat kıyaslama yapıldığında beyaz pirincin esmer pirince nazaran biraz düşük not aldığını söyleyebiliriz. Peki nedir bu düşük notun sebebi? Buna en basit örneği verecek olursak, posa içeriğinden bahsetmek en doğru olanı olacaktır.

Evet! Posa içeriği açısından maalesef beyaz pirinç bizlere pek iyi bir sonuç vermiyor. 100 gram pişmiş esmer pirincin posa oranı yaklaşık olarak 1,8 gram iken, 100 gram pişmiş beyaz pirincin posa oranı yaklaşık olarak 0,4 gram!

Peki bu ne anlama geliyor?

Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için diyet posasının ne anlama geldiğini biraz irdelememiz gerekiyor. Basit anlamda bakıldığında diyet posasının tanımı: “Besinlerin sindirilmeyen kısmı”. Veya biraz daha ayrıntılı olarak tanımladığımızda “Bitki hücrelerini oluşturan nişasta dışındaki (dirençli nişasta haricinde) sindirilmeyen polisakkarit veya oligosakkaritler, lignin oluşan karışım.” Evet ama bu posa bizlerin vücudunda ne gibi bir görev üstleniyor? Neden posa miktarı diyet için vazgeçilmez bir konu olmuş?

Sevgili danışanlarım! Diyet posasının bizler için en önemli etkinliği enerji yoğunluğunun düşük olması ve midede uzun süre kalabilmesi (yani mide boşalmasını geciktirmesi) ve bu yüzden de bizleri tok tutması diyebiliriz. Yani posa içeriği düşük olan gıdalarla beslenen bir kişi posa içeriği olması gereken kadar beslenenlere kıyasla daha çabuk acıkacaktır ve posa açısından fakir beslendiği için daha fazla kalori alacak, bunun beraberinde de kilo kontrolü daha da zorlaşacaktır.

İşte bu yüzden tercih ettiğimiz besinlere dikkat ettiğimizde yani en azından konumuzla alakalı olarak beyaz pirinç yerine, esmer pirinç tüketmeye başladığımızda diyetimizdeki posa miktarını arttırmış ve kilo kontrolümüzü bir bakıma sağlamış oluyoruz.

Esmer pirincin bir diğer faydası ise özellikle de diyabet hastalarımızı yakından ilgilendiriyor. Esmer pirincin kepek içeriğinin yüksek olması dolayısıyla içerisinde bulunan karbonhidrat kana daha yavaş nüfuz ediyor. Bu da kan şekeri düzensizliklerinin önüne geçiyor. Diyabet hastalarımızın bir çoğunda gözlemlediğimiz bu kan şekeri dengesizliğinin yegane sebeplerinden bir tanesi de hemen her gün sofralarımızda bulunan beyaz pirinç gibi glisemik indeksi yüksek gıdalar diyebiliriz.

Esmer pirinçte bulunan kepek; yalnızca kan şekerinin düzenlenmesinde değil, kilo problemi ve tansiyon gibi yine kan şekerine bağlı rahatsızlıklarında önüne geçilmesinde de rol alıyor.

Peki hocam bu esmer pirincin kepeği gittiğinde yani beyaz pirinç olduğunda ne oluyor? Ne gibi değişiklikler meydana geliyor?

Pirincin (tam pirincin) kepeği alındığında maalesef şu özelliklerini yitirmekte arkadaşlar:

  • B3 vitamininin % 67’si
  • B1 vitamininin % 80’i
  • B6 vitamininin % 90’ı
  • Magnezyumun % 50’si
  • Fosforun % 50’si
  • Demirin % 60’ı
  • Sindirime yardımcı olan elyafın neredeyse tamamı
  • Ve yağ asitlerinin tamamı

Bunları okuduğunuz zaman “yahu biz ne yiyoruz ki hiç birşey kalmamış içinde” dediğinizi duyar gibiyim. İşte bu yüzden de kesinlikle esmer pirinci öneriyoruz arkadaşlar.

Ek olarak esmer pirinç tükettiğimizde bağırsak sistemimiz daha rahat çalışacağı için kan bağırsaklarda oyalanmadan vücudun diğer işlevlerini yerine getirecektir. Bu da ne demek oluyor? BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZ güçlenecektir!

Aynı zamanda bizler her zaman öğünlerinizi tüketirken iyice çiğneyerek tüketin diye sürekli uyarılarda bulunuyoruz. Esmer pirinç iyi çiğnenerek tüketildiği zaman kanımızda bulunan seratonin ve depominhormanlarının birbiri arasındaki dengesini destekleyerek duygusal anlamda denge halinde olmamızı sağlıyor!

Evet sevgili danışanlarım!

Şimdi hepinize bir sonraki öğününüzde pirinç pilavı yapmak gibi bir düşünceniz varsa bunu esmer pirinçten yana değerlendirmenizi tavsiye ediyorum. 1/2 veya 1/2,5 gibi oranlarla istediğiniz miktarda su ekleyip en az 45 dakika kısık ateşte pişirebilirsiniz.

Şimdiden afiyet olsun!

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti, Bölgesel İncelme, Dash Diyeti, Detoks, Diyet, Düşük Kalorili Diyetler, Gaps Diyeti, Hastalıklarda Diyet, Kabızlık, Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Obezite, Ödem Problemi, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Diyetisyenler Günü

Diyetisyenler Günü

Yazıma başlamadan önce bütün meslektaşlarımın diyetisyenler gününü en kalbi duygularımla kutluyorum. Bu mükemmel ve bir o kadar da zor olan mesleği hakkıyla yerine getiren bütün meslektaşlarıma selam olsun.

Diyetisyen kimdir? Diyetisyen nedir? Ne iş yapar?

Öncelikle biz diyetisyenler olarak birçok zorlukla mücadele ettiğimizi söylemekte fayda var. “Peki hocam nedir bu zorluklar?” diyecek olursanız eğer, sizlere kısaca piyasadaki “diyetisyencilik” oynayan bazı kişileri söyleyebilirim. İnanın birçok kişi kendini 1 haftalık bir araştırmayla diyetisyen yerine koyuyor ve bizim okuduğumuz bölümde katlandığımız zorlukları, onlarca günlük stajlarımızı, tez hazırlamamızı hiçe sayarak gerek sosyal medya üzerinden gerekse kendi blog’larından diyetisyenlik taslarcasına paylaşımlarda bulunuyor.

Tabii ki de her paylaşıma değil tepkimiz. Her ne olursa olsun bir kişi doğru bir paylaşım yapıyorsa elbette desteklenmelidir. Fakat öyle paylaşımlara denk geliyoruz ki bazen, gerçekten bu paylaşımları okuyan insanlar uygularsa halleri ne olur acaba diye düşünmeden edemiyoruz. Örnek verecek olursak, özellikle fitness salonlarındaki antrenörlerin “kahvaltıda 10 yumurtayı 250 gram kıymaya kır ye!” benzeri önerileri inanın bizleri çileden çıkartıyor.

Sizlere kendi yaşadığım bir olayı aktarayım. Bir fitness salonuna kayıt yaptırmak için gittiğimde antrenörüm benimle sohbet etmeye başladı. Benim de zaten daha öncesinden 5 yıllık bir profesyonel sporculuk geçmişim olduğu için muhabbet derinleştikçe derinleşti.

En sonunda ne işle meşgulsünüz dediğinde “diyetisyenim” cevabını verdim. 2-3 saniye sessizlikten sonra antrenör bana “ben de üniversitede beslenme dersi almıştım, burada da sizlere bişeyler ayarlarız” cevabını verdi. Şaşırdım ilk önce, aslında bu bana ve mesleğime onca yılıma bir hakaret sayılırdı. Sonra yineledim, “ben diyetisyenim, ve dilerseniz burdaki sporcularınızın ‘doğru beslenmesine’ yardımcı olabilirim” dedim. Sonrasında da zaten üyeliğim bittikten sonra bir daha o fitness salonuna adımımı atmadım.

Henüz bünyesinde diyetisyen bulundurmanın gerekliliğini bile kavrayamamış insanlar gerçek diyetisyenleri her daim aşağı görmekte. Ancak şu unutulmamalıdır ki gerçek diyetisyen demek bütün alanlarda bireylerin doğru olarak nasıl beslenmesi gerektiğini belirleyen kişidir.

Sonuç olarak bizler bu zorlu mücadele içerisinde siz danışanlarımıza hizmet vermekle birlikte, birçok kişi veya kurumla da muhattap olmak zorunda kalıyoruz. Fakat her zaman dediğimiz ve hemen her meslektaşımın da bana katılacağı konu şu ki; “danışanlarımızın yüzündeki gülümseme buna değer”.

Ne mutlu mesleğini severek yapan diyetisyenlerimize, ne mutlu gerçek diyetisyenlerle tanışmış danışanlara.