• İletişim: 0242 248 71 61
Open

Category Archives: Aşırı Kilo

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti

Karatenoidler ve kanserle ilişkisi!

Herkese merhabalar yeniden!
Karatenoidlerden bahsederken önce sizlere şu kelimeyi anımsatmak istiyorum: “antioksidan”
Yani vücuttaki oksidatif stres ile bizler için savaşan biricik kurtarıcımız.
Vücutta esansiyel olan – yani bir anlamda muhakkak bulunması gereken diyebiliriz – vitaminlerin sentezi için (özellikle de A vitamini) bu karatenoidlerin dışardan alınması şart!
Peki karatenoidler ne işe yarar?

Özellikle ultraviyole ışınları soğurabilmeleri nedeniyle hücre içerisinde oksidasyon duyarlılığında ciddi bir artış sağlamaktalar. Bu da onları oldukça kuvvetli bir antioksidan yapıyor elbette. Yine karatenoidlerden danışanlarıma sıkça bahsettiğim ß-karoten’in; hücre büyümesini engellediği için dolaylı olarak yağ hücrelerinin büyümesinin, yani hipertrofik yağlanmanın da bir anlamda önüne geçtiğini söyleyebiliriz.

Peki neden direk konuya ß-karoten ile başladık?
Evet arkadaşlar çünkü kendisi kansere karşı oldukça güçlü bir koruyucu diyebiliriz. Yapılan araştırmalarda ß-karoten’in; hücreleri oksidatif hasardan koruyarak kanser riskini, özellikle de akciğer kanseri riskini ciddi ölçüde azattığı gözlenmiş. Tabi bu konuda “yalnızca ß-karoten alımını arttırarak kanserle mücadele edebiliriz” algısı oluşturmak da istemem. Ama oldukça faydalı olacağına da canı gönülden inanıyorum. ß-karoten ile beraber kansere karşı mücadelede bize anti-oksidan özelliği ile destek veren bir diğer karatenoid ise “Likopen”.

Sıkça sorulan bir karatenoid aslında. Ben evet karatenoidlerden likopen dediğimde “o neydi?” bakışlarına maruz kaldığım bir konu da diyebiliriz. Çünkü karatenoid kelimesine haklı olarak birazcık yabancıyız. Bu arkadaşımız adını bizzat domatesten alıyor sevgili arkadaşlar ve başta domates olmak üzere birkaç bitkide de bulunan bir kırmızı renk pigmenti. İnsan vücudunda bulunan en güçlü karatenoid anti-oksidanlarından bir tanesi diyebiliriz. Özellikle domateste bulunmakla beraber karpuz, kavun, greyfurt, kayısı, papaya, guava ve kuşburnunda da rastlayabiliyoruz.

Kısaca kanser ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu etki sağlayabilmek için sizlere en önemli tavsiyem şu olacaktır. Bol bol salataya yer verin hayatınızda. Havuç, domates mutlaka salatalarınızda olsun. Bunun yanında günde 1 – 2 porsiyon kadar özellikle kırmızı ve turuncu renkteki meyvelerden tüketin.

İşin zayıflama boyutuna değinecek olursak; ne kadar anti-oksidan, o kadar sıkı ve sağlıklı bir vücut demektir. Zayıflamaktan çok daha önemli olan şey ise hastalıklara karşı vücudunuzu korumak olacaktır. Özellikle bu kadim dostlarımız – karatenoidler – sağlıklı kalma yolculuğunda bizlerin önemli bir yoldaşı olmalı.

Hepinize sağlıklı mutlu günler diliyorum.

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti

Selülit Oluşumu ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Merhabalar herkese bugün sizlere selülit oluşumunda nelere dikkat etmemiz gerektiğinde bahsedeceğim.

Estetik kaygıların gelişmesiyle tüm zamanların en önemli sorunu haline gelen selülit kısaca tanımlayacak olursak derinin alt tabakasındaki yağ dokusunun sıkışması sonucu kan dolaşımının engellenmesiyle derinin üst kısmında portakal kabuğuna benzer bir görünümün ve pütürüklerin oluşmasına denir. Deriye dokunduğumuzda sert ve pürüzlü bir yapı olduğu görülür.

Her 10 kadından 8’inin karşılaştığı sorunlardan biri olan selülit her yaş grubundan ve her kilodaki bayanda görülebilmektedir.  Ancak Selülit ile ilgili bilinen bir yanlışı düzeltmeden geçemeyeceğim, selülit sanıldığı gibi kilo ile endeksli bir sorun değildir. Selülitler zayıf kişilerde de görülebilir.Selülit sadece fazla yağ dokusu olan kişilerin problemi değildir. Son derece ince yapıya sahip kadınlarda da görülür. Yaşlanma ile gittikçe kalıcı bir hal alır. Yaşlanma ile oluşan cilt gerginliğinin ve elastikiyetinin kaybolması ile cilt daha da incelir ve selülitler daha belirginleşir.

Selülitin oluşumunu etkileyen temel faktörleri sıralayacak olursak;

-Hormonlarındüzensiz salgılandığı ergenlik, hamilelik ve menopoz dönemleri

-Olumsuzyaşam koşulları

-Kötübeslenme

-Kandolaşımı bozuklukları

-Yetersizfiziksel aktiviteolması diyebiliriz.

Selülit tedavisinde son yıllarda en etkili yolun kombine tedaviler olduğu belirtilmektedir. Diyet, düzenli egzersiz, masaj ve kişiye özel olarak belirlenen medikal uygulamaların (Ozon terapi, lazer terapi, mezoterapi, karboksi terapi, lipoelektro, lenf drenaj, andubalance vs.) birlikte yapıldığı tedaviler olumlu sonuçlar vermektedir. O zaman gelin birlikte beslenme ile ilgili nelere dikkat etmemiz gerektiğine bakalım.

Selülit& Beslenme Önerileri

Vücudun en büyük ilacı sudur. Her türlü cilt rahatsızlığının altında su tüketiminin az oluşu barınmaktadır. Su içmek, ödem atmanın ve vücudunuzdaki şiş görünümlerin azalmasını sağlar. Kilo vermeye yardımcı olur ve metabolizmayı hızlandırarak selülitli bölgelerde yağ yakımını kolaylaştırır.

-Rafine şekerler, hayvansal yağlar ve fastfood ve hazır yiyeceklerden tamamen uzak durarak günlük tuz tüketiminizi de sınırlandırınız.

-Damarlara büyük zarar veren sigara ve aşırı alkol kullanımından kesinlikle kaçınınız.

-Daha hareketli bir yaşam daha az selülit demektir. Bu nedenle haftanın 3-4 günü 30-60’ar dakika sürecek olan yürüyüş, yüzme, yoga, pilates, jimnastik gibi sporlara vakit ayırın.Böylelikle kan dolaşımınızı artırarak selülit oluşumunu önleyebilirsiniz.

-Tuzu mümkün olduğunca azaltın. Tuz vücutta su tutulmasına ve dolaşım bozukluğuna yol açtığı için asgariye indirin.

-Çok yağlı yiyeceklerden ve kızartmalardan uzak durun. Deri altındaki fazla ve dolaşımdan uzaklaşmış yağ dokusu selülitlere neden olur.

-Yağlı yemeklerden uzak durun ama günde bir avuç yağlı tohumlardan uzak durmayın. Özellikle ceviz, fındık ve badem içerdikleri E vitamini ve omega 3 ile cildinizi güzelleştirmeye yardımcı olacaktır.

 

Selülit azaltıcı ve önleyici besinler

 

-Yeşil çay: Oldukça etkili bir anti-inflamatuar olan yeşil çay, selülit bölgesindeki yağları kırarak, selülit görünümün azalmasına katkıda bulunur. Günde bir bardak yeşil çay tüketerek; selülitlerinizle savaşabilirsiniz.

-Muz: içerisinde yer alan potasyum ile kan basıncını düşürerek dolaşıma yardımcı oluyor ve dokuları atık maddelerden temizliyor. Sindirim ve düşük tansiyon sorununuz yoksa, günde bir adet muz tüketmenizde fayda var.

-Ananas: Taze ananasta bulunan bromelin enzimi protein ayrıştırıcı ve sindirimine yardımcı bir enzimdir. Kükürtlü bileşikleri de içeren bromelin enzimi sadece protein sindirimine yardımcı olmakla kalmaz, şişkinliğin ve ödemin atılmasına da katkıda bulunur. Böylece selülit oluşumunu engellemeye yardımcıdır. Hergün 1 ince dilim ananas tüketilmesi olumlu etki gösterecektir.

-Yeşil yapraklı sebzeler: Yapılan araştırmalar selülit oluşumunu azaltmada antioksidan öğeler olan A, C vitaminleri ve çinkonun etkili olduğunu göstermektedir. Özellikle bu antioksidan yapıları içerisinde bulunan taze meyve ve sebzelerin tüketimine özen gösterilmesi gerekmektedir.

-Balık ve Keten tohumu: Omega- 3 ve Alfa linolenik asidin anti enlamasyon özelliğinden dolayı selülit için tüketilmelidir.

-Zencefil: Aspirin gibi etki göstererek kan damarlarında plak oluşumunu engeller, daha az yapışkan hale getirir. Aynı zamanda kanı inceltici etkisinden dolayı dolaşımı ve kan akışını rahatlatır. Zencefilin anti- enflamatuar etkisi de kuvvetlidir.

 

Categories Aşırı Kilo, Chia Tohumu, Detoks, Kilo Alma, Obezite

Chia Tohumu

MUCİZEVİ BESİN SAYILAN CHİA TOHUMU

Herkese merhabalar. Diğer yazılarımızda popüler besinlerden bahsetmişken chia tohumunu es geçmek olmaz diye düşündüm. Bir zamanlar herkesin beslenmesinden eksik olmayan ve ‘zayıflatıcı’ etkisiyle tüketimi artan chia tohumundan bahsedelim istedim.Efendim öncelikle şunu bilmenizi isterim ki hiçbir besin ya da besin öğesinin tek başına zayıflatma gibi bir etkisi yoktur. Yani beslenmenizde chia tohumuna yer verdiğiniz için kilonuzda bir anda bir azalma beklemeyin derim ben.

Pek tabi yararları da yok değildir chia tohumunun.

  • Chia tohumunun 100 gramında 17 gram protein bulunur. Bu nedenle güzel bir bitkisel protein kaynağıdır
  •  Chia tohumu lifl bakımından da oldukça zengindir. 100 gramında yaklaşık 11 gram fiber(lif) bulunur.
  • Yine liflerce zengin olması nedeniyle bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olur. Düzenli kullanımda kabızlık, gaz gibi problemlerin giderilmesine destek olur
  • İçeriğinde bolca bulunan Omega 3 asitleri sayesinde kanserli hücrelerin oluşumu engellemeye katkı sağlar.
  • Kalsiyum bakımında da zengin olan chia tohumu, kas gelişimine yardımcı olur. Düzenli kullanımda oluşabilecek kas kayıplarının, ilerleyen yaşlarda yaşanacak kemik erimesi gibi hastalıkların da önüne geçilmesini sağlar.
  • İçinde bol miktarda kalsiyum ve A vitamini bulunduğu için diş sağlığına da oldukça faydalıdır. Dişlerinizin ihtiyacı olan kalsiyum ve vitaminleri düzenli kullanımda karşılar. Sağlıklı olmalarına yardımcı olur.

Evet efendim faydalarına bir göz atmış olduk ama chia tohumunun kullanımını kısıtlayan birkaç durum vardır. Bazı ilaçlar ile chia etkileşime girebileceği için tüketirken dikkatli olmalıyız ve bazı bireylerde alerjik reaksiyon da gösterebileceği için tükettikten sonra etkilerine dikkat etmeliyiz.

Ve her besin için söylediğimiz üzere tüketim miktarına da dikkat etmeliyiz. Peki chia tohumunu satın aldık ama nasıl tüketebiliriz diyorsanız da birkaç önerim olacaktır efendim. İlk olarak daha çok süt veya yoğurt ile karıştırılarak tüketilen chia tohumu şişip jel kıvamına gelerek midemizde doygunluk hissimizi arttırır. Başka bir tüketim şekli ise daha önce de bahsettiğimiz keten tohumu gibi salatalarınıza serperek ya da meyveli smoothielerinizle beraber de tüketebilirsiniz. Aman diyelim meyve porsiyonlarına dikkat.

Chia tohumunun faydalarından ve nasıl tüketebileceğimizden bahsettik efendim. Günlük beslenmemizde pek tabi yer alabilir ama eğer tadından çok hoşlanmıyorsak ve tüketim alışkanlığımız yoksa zayıflatıyor diye de kendimizi zorlamamızın bir anlamı yoktur bence.

Çünkü diyette bizim için asıl olan şey tüketim alışkanlığımız olan besin ve besin grupları ile sağlıklı beslenmeyi öğrenmek.

Hepimizin sağlıklı beslendiği mutlu günlere diyorum o halde sevgili takipçiler…

 

 

Categories Aşırı Kilo, Diyet, Fenilketonüri

Fenilketonüri

Merhabalar sevgili takipçiler. En son yaptığımız oylama sonucunda fibromiyaljiden bahsetmiştik. Ama fenilketonüriden de bahsetmemizi isteyen takipçilerim olmuştu. İşte tam da bu yüzden bugünki konumuz fenilketonüri. Adını PKU olarak da duyabileceğimiz bu hastalık protein metabolizmasından kaynaklanan ve bu geni taşıyan anne babalardan çocuklara geçen kalıtsal bir hastalıktır.

Fenilketonüri proteinli besinlerde bulunan fenilalaninin sindirilememesinden kaynaklanmaktadır. Fenilalaninin sindirilemediği için kanda birikir ve bebeklerde beyinde harabiyete, zeka geriliğine yol açabilir.

Peki tedavisi mümkün müdür ?

Elbette mümkündür ama her hastalıkta da söylediğimiz üzere erken teşhis bu hastalık için de çok önemlidir. Yenidoğan bebekten alınan topuk kanı ile teşhis edilebilen bu hastalık bebeklerde zeka geriliğine sebep olmadan tedavi edilebilir.

Yenidoğan taramasında saptanan fenilketonüri tedavisine ilk 20 gün içerisinde başlanmalı. Bu tedavi diyet tedavisini de içermeli.Diyet tedavisine çocuğun yaşı, boyu, kilosu ve kan tahlilleri incelenerek başlanır ve yaşam boyunca da bu tedaviye devam edilir.

Fenilketonürili çocukların tüketmemesi gereken, sınırlı miktarda tüketebileceği ve serbest tüketebileceği besinler ve besin grupları vardır. Bu konuda hem aile hem de çocuk bilinçlendirilmelidir.

Şimdi bakalım neleri tüketmemeleri gerekiyormuş PKU’lu bireylerin?

Yasaklar

  • Süt ve süt ürünleri (süt, yoğurt, ayran, cacık, peynir ve çeşitleri, bunlarla yapılan bütün besinler)
  • Yumurta
  • Et ve et ürünleri (kırmızı et, tavuk, balık, hindi eti, salam, sosis, sucuk, pastırma, kavurma, kabuklu deniz ürünleri, midye v.b)
  • Sakatatlar (beyin, karaciğer, böbrek v.b.)
  • Ekmek (buğday, çavdar, yulaf, mısır ekmekleri)
  • Kuru yemiş (fındık, fıstık, leblebi, çekirdek çeşitleri, badem, ceviz)
  • Kuru baklagil (kuru fasülye, nohut, mercimek, iç bakla, soya fasülyesi, kuru barbunya)
  • Hazır besin (kraker, bisküvi, kek, kurabiye, pasta ve yasaklarla yapılmış bütün besinler)
  • Aspartam ve fenilalanin içeren bütün içecek, sakız, yiyecekler.

Sınırlı miktarda tüketilmesi gereken besinler ve besin grupları ;

Sebzeler, meyveler, unlu gıdalar, zeytin, margarin, tereyağı, bal, pekmez, reçel, limonata. Tıbbi Besinler; 
Düşük proteinli içecek, düşük proteinli muhallebi, düşük proteinli tahıl gevreği, düşük proteinli makarna, düşük proteinli pirinç, düşük proteinli un, düşük proteinli ekmek, düşük proteinli gofret, düşük proteinli kurabiye, düşük proteinli bisküvi, düşük proteinli çikolata, düşük fenilalaninli peynir, düşük proteinli irmik ve bunun gibi pek çok ürün tıbbi besin kapsamına girer. Tıbbi besinlerin, içerdiği fenilalanin miktarına göre tüketimi diyetisyeniniz tarafından ayarlanır.

Serbest tüketilebilen besinler ve besin grupları;

Mısır nişastası, sade lokum, sade akide şekeri, çay, ıhlamur, adaçayı, sıvı yağ, çay şekeri, elma suyu, komposto suyu, gazoz, kolalı içecekler.

Bu hastalıkta beslenme tedavisi büyük önem taşımaktadır sevgili takipçiler. Uyguladığımız diyet tedavileri ile amaç kandaki fenilalanin seviyesinin yükselmesini engellemektir. Ve bu yüzden de mutlaka bir diyetisyenden yardım almalısınız bu konuda. O zaman sık duyduğumuz ve benim de çok sevdiğim bir sözle “Besinler ilacınız olsun”  hoşçakalın.

 

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti, Bölgesel İncelme, Dash Diyeti, Detoks, Diyet, Düşük Kalorili Diyetler, Gaps Diyeti, Hastalıklarda Diyet, Kabızlık, Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Esmer Pirinç Mucizesi

Tekrar Merhabalar benim güzel ve sağlıklı online ailem!

Bugün biraz da esmer pirinç nedir konusundan bahsedelim istiyorum ve kesinlikle herkesin sofralarında yer vermesi gereken bir gıda olduğunu düşünüyorum. Hatta ve hatta beyaz pirinç yerine esmer pirinci hayatımıza sokmamızda fayda var diyebilirim. Tabii ki ulaşılabiliyorsa demekte de fayda var. Yani “hocam bulunduğumuz yerleşke de bulmamız çok zor ama!” diyen danışanlarım için elbetteki başka alternatiflerini de sizlerle daha sonrasında paylaşacağım.

Peki nedir bu beyaz pirinç düşmanlığı?

Aslında buna tam olarak düşmanlık da dememek gerekiyor. Fakat kıyaslama yapıldığında beyaz pirincin esmer pirince nazaran biraz düşük not aldığını söyleyebiliriz. Peki nedir bu düşük notun sebebi? Buna en basit örneği verecek olursak, posa içeriğinden bahsetmek en doğru olanı olacaktır.

Evet! Posa içeriği açısından maalesef beyaz pirinç bizlere pek iyi bir sonuç vermiyor. 100 gram pişmiş esmer pirincin posa oranı yaklaşık olarak 1,8 gram iken, 100 gram pişmiş beyaz pirincin posa oranı yaklaşık olarak 0,4 gram!

Peki bu ne anlama geliyor?

Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için diyet posasının ne anlama geldiğini biraz irdelememiz gerekiyor. Basit anlamda bakıldığında diyet posasının tanımı: “Besinlerin sindirilmeyen kısmı”. Veya biraz daha ayrıntılı olarak tanımladığımızda “Bitki hücrelerini oluşturan nişasta dışındaki (dirençli nişasta haricinde) sindirilmeyen polisakkarit veya oligosakkaritler, lignin oluşan karışım.” Evet ama bu posa bizlerin vücudunda ne gibi bir görev üstleniyor? Neden posa miktarı diyet için vazgeçilmez bir konu olmuş?

Sevgili danışanlarım! Diyet posasının bizler için en önemli etkinliği enerji yoğunluğunun düşük olması ve midede uzun süre kalabilmesi (yani mide boşalmasını geciktirmesi) ve bu yüzden de bizleri tok tutması diyebiliriz. Yani posa içeriği düşük olan gıdalarla beslenen bir kişi posa içeriği olması gereken kadar beslenenlere kıyasla daha çabuk acıkacaktır ve posa açısından fakir beslendiği için daha fazla kalori alacak, bunun beraberinde de kilo kontrolü daha da zorlaşacaktır.

İşte bu yüzden tercih ettiğimiz besinlere dikkat ettiğimizde yani en azından konumuzla alakalı olarak beyaz pirinç yerine, esmer pirinç tüketmeye başladığımızda diyetimizdeki posa miktarını arttırmış ve kilo kontrolümüzü bir bakıma sağlamış oluyoruz.

Esmer pirincin bir diğer faydası ise özellikle de diyabet hastalarımızı yakından ilgilendiriyor. Esmer pirincin kepek içeriğinin yüksek olması dolayısıyla içerisinde bulunan karbonhidrat kana daha yavaş nüfuz ediyor. Bu da kan şekeri düzensizliklerinin önüne geçiyor. Diyabet hastalarımızın bir çoğunda gözlemlediğimiz bu kan şekeri dengesizliğinin yegane sebeplerinden bir tanesi de hemen her gün sofralarımızda bulunan beyaz pirinç gibi glisemik indeksi yüksek gıdalar diyebiliriz.

Esmer pirinçte bulunan kepek; yalnızca kan şekerinin düzenlenmesinde değil, kilo problemi ve tansiyon gibi yine kan şekerine bağlı rahatsızlıklarında önüne geçilmesinde de rol alıyor.

Peki hocam bu esmer pirincin kepeği gittiğinde yani beyaz pirinç olduğunda ne oluyor? Ne gibi değişiklikler meydana geliyor?

Pirincin (tam pirincin) kepeği alındığında maalesef şu özelliklerini yitirmekte arkadaşlar:

  • B3 vitamininin % 67’si
  • B1 vitamininin % 80’i
  • B6 vitamininin % 90’ı
  • Magnezyumun % 50’si
  • Fosforun % 50’si
  • Demirin % 60’ı
  • Sindirime yardımcı olan elyafın neredeyse tamamı
  • Ve yağ asitlerinin tamamı

Bunları okuduğunuz zaman “yahu biz ne yiyoruz ki hiç birşey kalmamış içinde” dediğinizi duyar gibiyim. İşte bu yüzden de kesinlikle esmer pirinci öneriyoruz arkadaşlar.

Ek olarak esmer pirinç tükettiğimizde bağırsak sistemimiz daha rahat çalışacağı için kan bağırsaklarda oyalanmadan vücudun diğer işlevlerini yerine getirecektir. Bu da ne demek oluyor? BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZ güçlenecektir!

Aynı zamanda bizler her zaman öğünlerinizi tüketirken iyice çiğneyerek tüketin diye sürekli uyarılarda bulunuyoruz. Esmer pirinç iyi çiğnenerek tüketildiği zaman kanımızda bulunan seratonin ve depominhormanlarının birbiri arasındaki dengesini destekleyerek duygusal anlamda denge halinde olmamızı sağlıyor!

Evet sevgili danışanlarım!

Şimdi hepinize bir sonraki öğününüzde pirinç pilavı yapmak gibi bir düşünceniz varsa bunu esmer pirinçten yana değerlendirmenizi tavsiye ediyorum. 1/2 veya 1/2,5 gibi oranlarla istediğiniz miktarda su ekleyip en az 45 dakika kısık ateşte pişirebilirsiniz.

Şimdiden afiyet olsun!

Categories Aşırı Kilo, Atkins Diyeti, Bölgesel İncelme, Dash Diyeti, Detoks, Diyet, Düşük Kalorili Diyetler, Gaps Diyeti, Hastalıklarda Diyet, Kabızlık, Katojenik Diyetler, Kilo Alma, Obezite, Ödem Problemi, Sporcu Beslenmesi, Zayıflama

Diyetisyenler Günü

Diyetisyenler Günü

Yazıma başlamadan önce bütün meslektaşlarımın diyetisyenler gününü en kalbi duygularımla kutluyorum. Bu mükemmel ve bir o kadar da zor olan mesleği hakkıyla yerine getiren bütün meslektaşlarıma selam olsun.

Diyetisyen kimdir? Diyetisyen nedir? Ne iş yapar?

Öncelikle biz diyetisyenler olarak birçok zorlukla mücadele ettiğimizi söylemekte fayda var. “Peki hocam nedir bu zorluklar?” diyecek olursanız eğer, sizlere kısaca piyasadaki “diyetisyencilik” oynayan bazı kişileri söyleyebilirim. İnanın birçok kişi kendini 1 haftalık bir araştırmayla diyetisyen yerine koyuyor ve bizim okuduğumuz bölümde katlandığımız zorlukları, onlarca günlük stajlarımızı, tez hazırlamamızı hiçe sayarak gerek sosyal medya üzerinden gerekse kendi blog’larından diyetisyenlik taslarcasına paylaşımlarda bulunuyor.

Tabii ki de her paylaşıma değil tepkimiz. Her ne olursa olsun bir kişi doğru bir paylaşım yapıyorsa elbette desteklenmelidir. Fakat öyle paylaşımlara denk geliyoruz ki bazen, gerçekten bu paylaşımları okuyan insanlar uygularsa halleri ne olur acaba diye düşünmeden edemiyoruz. Örnek verecek olursak, özellikle fitness salonlarındaki antrenörlerin “kahvaltıda 10 yumurtayı 250 gram kıymaya kır ye!” benzeri önerileri inanın bizleri çileden çıkartıyor.

Sizlere kendi yaşadığım bir olayı aktarayım. Bir fitness salonuna kayıt yaptırmak için gittiğimde antrenörüm benimle sohbet etmeye başladı. Benim de zaten daha öncesinden 5 yıllık bir profesyonel sporculuk geçmişim olduğu için muhabbet derinleştikçe derinleşti.

En sonunda ne işle meşgulsünüz dediğinde “diyetisyenim” cevabını verdim. 2-3 saniye sessizlikten sonra antrenör bana “ben de üniversitede beslenme dersi almıştım, burada da sizlere bişeyler ayarlarız” cevabını verdi. Şaşırdım ilk önce, aslında bu bana ve mesleğime onca yılıma bir hakaret sayılırdı. Sonra yineledim, “ben diyetisyenim, ve dilerseniz burdaki sporcularınızın ‘doğru beslenmesine’ yardımcı olabilirim” dedim. Sonrasında da zaten üyeliğim bittikten sonra bir daha o fitness salonuna adımımı atmadım.

Henüz bünyesinde diyetisyen bulundurmanın gerekliliğini bile kavrayamamış insanlar gerçek diyetisyenleri her daim aşağı görmekte. Ancak şu unutulmamalıdır ki gerçek diyetisyen demek bütün alanlarda bireylerin doğru olarak nasıl beslenmesi gerektiğini belirleyen kişidir.

Sonuç olarak bizler bu zorlu mücadele içerisinde siz danışanlarımıza hizmet vermekle birlikte, birçok kişi veya kurumla da muhattap olmak zorunda kalıyoruz. Fakat her zaman dediğimiz ve hemen her meslektaşımın da bana katılacağı konu şu ki; “danışanlarımızın yüzündeki gülümseme buna değer”.

Ne mutlu mesleğini severek yapan diyetisyenlerimize, ne mutlu gerçek diyetisyenlerle tanışmış danışanlara.